Anasayfa Divan-ı Kebir'den Mevlana Bizi Neye Çağırıyor?
Mevlana Bizi Neye Çağırıyor? PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Salı, 11 Mayıs 2010 11:49

Neden zina yapmıyoruz? Sadece kötü olduğuna inandığımız için mi? Yoksa ayıplanmaktan korktuğumuz için mi?


"Bugün sarhoş geldin, arı, hayayı birbirine vurdun. Hadi, ey can mumu, parla, aydınlat her yanı.

Şu hırkayı yaktım. Halkın kabul edişinden, reddedişinden geçtim."

 

Mevlana, hemen her şiirinde bizi bir şeye çağırıyor. Bir çağrıda bulunmak zorunda mıdır hazret? Elbette değil, ama insanda hakikat sancısı bir kez oluşmaya görsün, hele "Hamdım, Piştim, Yandım" diyen bir insanın bildikleri, gördükleri, hissettikleri, anlatacak kim bilir neleri vardır!... 

 

O muhteşem çelişki! Anlatmazsam dayanamam, anlatırsam dayanamazsın. Öyle bir ateş ki yakıp kavuruyor insanı, kendine, kabına sığmaz oluyorsun, haykırmak, patlamak, boşalmak istiyorsun. Ama tutuyorlar, sırlarımızı saklamayı öğrenmelisin.  Akıl başta dururken böyle bir hali kaldırmak mümkün değil. O halde sarhoş olmalı. Hem de öyle bir sarhoş olmalı ki, halkın kabul ettiği her şeyi yerden yere vuracak cesaret gelmeli kalbe. Ar, namus şişesini taşa çalmalı.


Mevlana, toplumsal baskıların dışına çıkmaya, bağlardan kurtulmaya çağırıyor. Neden zina yapmıyoruz? Sadece kötü olduğuna inandığımız için mi? Yoksa ayıplanmaktan korktuğumuz için mi? Bu soruya cevap vermek zor. Neden zor? Çünkü dürüst olmak zor. Korkularımızı prensiplerimiz gibi göstermeye nasıl da hayranızdır. Hoşlanırız hak etmediğimiz, olmadığımız gibi görünmekten. Bayılırız sahte kimliklerimizle hayat merdivenlerini birer birer tırmanmaya. İş başa düşünce nedense ortaya çıkıverir zayıflığımız. Fahişelerin bakirelerden daha üstün tutulduğu dünyamızda, zordur namusuyla yaşamak. Güzel bir kadının zina teklifini geri çeviren adam, cennetliktir. Kolay değil, kadından daha büyük zevki mi var erkeğin?  

 



Şöyle de denebilir hazretin çağrısı için; Vicdanî anlamda dürüstlük, ahlaka karşı dürüstlük. Engizisyon yargıcının İsa'ya dediği gibi: "İnsan özgürlüğe tahammül edebilecek kadar güçlü değildir." Dürüst olmak, bir anlamda özgür olmak demektir. Hukukun, toplumsallaşmanın getirdiği normları yerine getirmek, hayatını idame ettirmek için değil, vicdanı öyle istediği için doğrularını yaşatmak elbette güç bir mesele. Çünkü ahlak normları zamanla katılaşıp, kalıplaşıp kendi özünü  kapatacak hale gelir. Ne olduğu gibi görünmek mümkün olur, ne de göründüğü gibi olmak. İnsan toplumsal değer yargıları içinde, kendisi olmaktan çıkar ve toplum onu nasıl görmek istiyorsa öyle görünmeye başlar. Halbuki Mevlana bizi kendimizle yüzleşmeye çağırıyor.

 

Bir ikilem yaşıyoruz. Kitaplarda okuduğumuz hakikati hayatımızda bulamıyoruz. Tasavvuf deyince hayatın tam ortasından konuşabilmek lazım, ama yapamıyoruz. Bütün bu bahsettiklerimizin hayatta karşılığının olmayışı bize nasıl da acı veriyor. Hz. Peygamber'in saçlarını ağartan "Emrolunduğu gibi dosdoğru ol" emr-i ilahisi bizi de muhatap alıyor halbuki.

 

"İbrahim hiç şüphe etmedi." diyen Kierkegaard iman etmenin, inanmanın zorluğuna işaretle "İnsanı absürdün içine at." der. Nitekim filozofa göre; "İman, yeryüzündeki hiçbir etik değerle izah edilemez."