Anasayfa Divan-ı Kebir'den Tek başına yüzlerce kervansın
Tek başına yüzlerce kervansın PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Pazar, 26 Eylül 2010 17:27

"yapayalnız gidiyorsun ama tek başına yüzlerce kervansın zaten."


Tek başına yüzlerce kervansın

Ey ebedîlik atına binip şu geçici manastırdan giden, yolunu, izini bilirsin, görürsün, bildiğin yere gidiyorsun sen.

 

Cismi, arazı yoldaş edinmeden, tuzağa, yeme kapılmadan, bir kasda düşüp oyalanmadan, acılıktan tatlılığa, mahrumiyetten murada erişmeye gidiyorsun.

 

Yem toplayan akıl gibi değil, kinlerle dolu nefis gibi değil, yeryüzünde yaşayan yaratıkların ruhları gibi de değil; sen canlar canısın, o çeşit gidiyorsun.

 

Ey felek gibi işler dokuyan, ey ay gibi parıl parıl parlayan, ey yoldan bir iz, bir eser bulan, izi, eseri bulunmayan gidiyorsun.

 

Ey onun sevdasına gark olan, ey onun şarabıyla kendinden geçen, onun adlarının okunup bellendiği medreseden mânâlara gidiyorsun.

 

Kimsecikler armağansız gidiyorsun sanmasınlar diye deredeki suya benzeyen huyun, zamana renk vermiş, koku bağışlamış.

 

Geceleri bu dünyadan kalkar da ta gökyüzüne dek yüzlerce kervan yola düşer, gider; sense yapayalnız gidiyorsun ama tek başına yüzlerce kervansın zaten.

 

Ey o dünyanın güneşi, nasıl oluyor da bir zerrede gizleniyorsun? Ey padişahlar padişahı, bekçiliğe gidiyorsun sen.

 

Gören göz, bir yere, bir yurda gidiyorsun sansın diye geceden de, gündüzden de dışarı birçok şaşılacak tılsımlar düzüp koştun.

 

Ey gayb lütfu, sen ne kadar bahar şekline bürünüp gelmedesin; ey mutlak adalet, ne kadar da güz mevsiminde görünüp gitmedesin.

 

Artık şu şekillerden çık, başından örtüyü at; niceye bir insan şeklinde çobanlık edip duracaksın?

 

Ey can gibi hem eseri görünen, hem zâtı gizli olan; ey dünya tapısında kul köle kesilen; ne vakit can gibi gizlice seni görürüm? Dilsizlik âlemine, sükût makamına gidiyorsun sen.    

 

   

Kaynak: Divan-ı Kebîr, I. Cilt, Gazel: CXVLI, sayfa; 244, Gölpınarlı Tercümesi, İş Bankası Yay. Aralık 2007,