Anasayfa Dosya Muezza
Muezza PDF Yazdır E-posta
Yazar Volkan durmaz   
Pazartesi, 12 Aralık 2011 10:17

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



"Kedide büyük bir sır vardır."





 











"Evde kedi beslemek sevaptır;

Çocuğun merhamet duygusunu geliştirdiği ve eve bereket getirdiği için

Peygamber Efendimiz özellikle tavsiye etmiştir.

Tesadüf müdür ki nice evliya zatların çoğunun etrafında kediler yer alırdı..."

 

 

Kediler her zaman ilgimi çekmiştir ve kedilerin büyük gizemler taşıdığına inanmışımdır. Evimde de beslediğim siyam kedisi "Karamel" in hareketleri, bahse konu gizemleri gözlemleme fırsat verdi bana... Köpek-kedi kıyasını ne kadar yanlış bulsam da köpeklere kıyasla kedilere haksızlık yapıldığı kanısındayım.

 

İslâm dininde önemli bir yeri olan kedilerin varlığı, inananlarca görmezden gelinmekte. Oysa kedileri diğer hayvanlardan ayıran nice üstün özellikleri var. Bir kediyi dünyanın ıssız uzak bir yerine de bıraksanız, tuvaletini yapmak için toprağı kazacak ve işi bittikten sonra geri kapatacaktır. Kediler tuvaletlerini yaparken toprağı sağ patileriyle açar, işleri bittikten sonra bu defa sol patileriyle de kapatırlar ve patilerinde kum-taş kalmaması için silkelerler. Bunu kedilerin tamamı yapar. Gene gözlerinden duyma sinirleri, kukalarından da görme sinirleri geçen tek canlı kedilerdir. Bu sebeple çok dikkatli olma, tehlikeyi algılama ve kendilerini koruma özelliği verilmiştir kedilere. Katiyen nankör değillerdir. Özgürlüklerine düşkün ve onurludurlar. Diğer hayvanlara oranla kedilerin üstün hayatta kalma yetenekleri ise Allahın kedilere bir lütfüdür. Kediler su içerken dilleri arkaya doğru eğrilir ve böylece yüzlerine su sıçramaz. Köpeklerde ise yat tersidir. Köpekler su içerken yüzleri sırılsıklam olur.

 



İlk kedi "El Broosha!"

Ne kadar ki insanoğlunun sadık dostu olma görevi köpeklere layık görülse de, kedilere reva görülen sıfat ne yazık ki çoğunlukla ve haksızca "nankörlük" olmuştur. Oysa gamsız ve miskin görüntülerine rağmen kediler de köpekler kadar insanoğlunun vazgeçilmez dostlarındandır. Oysa kedilerde "Sabır" saklıdır. Ve "sabır, gamdan kurtulmak için anahtardır!"

 

Bilindiği üzere Hz. Âdem için Tanrı, Adem'in kaburga kemiğinden Havva'yı yaratır. Âdem ve Havva, şeytanla karşılaşınca insanoğlunun kaderi değişir. Yasak meyveyi Âdem ile Havva'ya ikram eden şeytan, böylece insanoğlunu kandırır. İlk günah işlenir. Gerisi malum... Diğer semavi dinlerin aksine Musevi dininde Âdem ile Havva'nın hikâyesinde dikkate değer bir iz daha yer alıyor. Üstelik tüm yapıyı değiştiren bir iz!

 

Talmud'a (Musevi dini metinler) göre ise işin içinde bir de kedi var. Şöyle ki; "Havva, Âdem'i Hayat Ağacı'nın yasak meyvesinden yemeye ikna etmeye uğraşmış ve Adem bunun üzerine Havva'ya kızıp küsmüş. Tanrı Adem'e Havva'ya dönmesini emretmişse de Havva Adem'le olmayı reddetmiş. İsteğini zor kullanarak gerçekleştirmek isteyen Adem'in saldırısı karşısında Havva Tanrı'nın gizli ismini ve cennetin güllerinin ismini haykırmış. Tanrı Havva'ya Adem'i yasaklamış ve onu yedi kez yedi gün çöle göndermiş. Bu yalnızlığında Sonsuzluk Denizi'ne ulaşmış ve kendini öldürmek için denize atmış. Havva Cennet'in kapısında bekleyen Şeytan'la tanışmış. Şeytan Havva'dan çok etkilenmiş ve onun cennete girmesine izin vermiş. Havva Cennet'e girmekten vazgeçip kendi bahçesini kurmuş ama bu bahçede Hayat Ağacı'nı büyütemeyince bahçesini yıkıp Cennet'e dönmüş. Cennet'te yasak meyveyi yedikten sonra da yılana dönüşmüş. Böylece istediği canlıya dönüşebilme yeteneğine sahip olmuş. Havva'nın diğer ismi ise Lilith'dir. Tanrı tarafından tekrar dünyaya sürülünce Lilith, "El Broosha" isimli bir siyah kediye dönüşür. Gerçekliği tartışmalı bu dini yoruma göre ilk kedi budur. Yani, insandan sonraki ilk iki canlı "kedi" ve "yılan"dır.

 

"Tapınak Şövalyeleri ve kedilerin ortak kaderi"

Hıristiyanlar ise kediye daima kuşku ile bakmışlardır. Yüzyıllar boyu yeni doğmuş bebeklerin soluğunu çalmaktan tutun da, şeytanın çıraklığına varana kadar suçlanmadığı şey kalmamıştır kedilerin. Kediler Hıristiyanlıkta, şeytandan cadıya her şey olmuştur.

 

Dan Brown'un "Da Vinci Şifresi" ve "Tapınak Şövalyeleri" üzerine çok şey yazılmış, birçok ritüel içinde de kedilere çokça yer verilmiştir.  Tapınak Şövalyeleri'nin sahip olduğu gücün bir gün her krallığa ya da Vatikan'a yönelmesinden korkan Fransız Kralı Güzel Philip ve dönemin Papası V. Clement, gizli bir plan yaparlar. 1307'de Fransa Kralı Güzel Philip, şövalyeleri toplantı bahanesi ile denetimindeki bir kaleye çağırıp yüzlercesini bir anda yakalar ve birçoğunu işkence ile öldürür. Hayatta kalan Tapınak Şövalyeleri, yaşamlarını kurtarabilmek ve kültürlerini devam ettirmek için yeraltına inerler. Yakalananlar engizisyonun ağır eziyetlerle dolu sorgulamasına tâbi tutulmuş, bir kısmı da halk önünde yakılmıştır. Tapınak Şövalyeleri'ne engizisyonda yönlendirilen suçlamalardan biri de "kedileri idolize etmek, kedilere tapınmak ve kedilerden ilham almak" olarak anlatılır.

 

Tapınak Şövalyeleri'nin bir kısmı bu suçlamaları kabul etmişlerdir çünkü kediler, Tapınak Şövalyeleri'nin özellikle ilgi alanına girmektedir. Kedileri şeytanla bir tutan dönemin bağnaz Hıristiyan anlayışı, saldırgan tavrını sadece kedilere değil kedilere ilgi duyanlara da göstermiştir ve Tapınak Şövalyeleri, Ortaçağ'da öldürülen milyonlarca kediyle aynı kaderi paylaşmışlardır.

 

"Pisi'li Sultan"

Mevlana'nın velilerinden biri olan Pir Esad Sultan (yaygın lakabıyla "Pisili Sultan") da kedileri çok severmiş ve kedisi, ölümünden sonra sandukasının hemen sol tarafına ayakucuna gömülmüş. İşte o Pisili Sultan'ın ayakucunda yatan kedicik, Mevlana'nın Mesnevi'sini süsleyen o muhteşem şiirleri sultanının eteğinde, doğrudan Mevlana'dan dinlemiştir.

 

"Mısır: Kedilerin en şaşaalı dönemi..."

Kedilerin en şaşalı dönemi tartışmasız eski Mısır dönemidir. Mısır, dünya tarihine hediye ettiği birçok tarihi nesnenin içinde kedilere yer vermiştir. Kedileri evcilleştiren ilk toplum da Mısırlılar olmuşlardır. Kedi öldürmenin cezasının ölüm olduğu eski Mısır'da bu inancın ve mistiğin kediye yönelik aşırı tutuculuğunun altında makul gerekçeler yer alır. Tüm yaşamın buğday ekimine göre düzenlendiği Mısır'da hasatlarının korunması ve farelerle mücadelede açısından kediler baş tacı edilmişlerdir. Mısır'da birçok aile kız çocuklarına kedi çağırma nidası olan Mit ve Miut seslerini isim olarak koymuşlardır. Kısacası eski Mısır'da kediler sonsuz bir sevgi gördüler ve korundular. En değerli taşlarla süslendiler ve heykelleri yapıldı. Temel nedeni ise ilginçti. Çünkü kediler Güneş Tanrısı Ra'nın gözleriydi. Ra, onlar aracılığıyla iyiliği ve kötülüğü görürdü!

 



Kadınlar, kedileri taklit ederlerdi

Kediler, savaşçı kişiliği, güzelliği ve gizemliliğiyle hayranlık uyandırmaktaydı. Saraylarda ve tapınaklarda kedi beslenir, kadınlar kedilerin zarif ve ahenkli yürüyüşünü taklit etmeye çalışırlardı. Buralarda beslenen kedilerin özel takıları vardı ve çok süslüydü. Kedilere alınlık, kolye ve küpe takarlardı. Bu takılar neredeyse insanlarınki kadar ince işlenmiş olurdu. Kedi türleri arasında siyam kedisi özellikle kutsal kabul ediliyor bu türe değer veriliyordu.

 

Kedinin öteki dünya ile bu dünya arasında görev yapan bir varlık olduğuna ve ruhlar alemine açılan kapıyı koruduğuna, kötü ruhları uzak tuttuğuna da inanılırdı. Kedinin mistik özellikleri bunlarla sınırlı değildi. Aynı zamanda dişi kediler evin ve kedi severlerin koruyucusu, bereket getiren aslan başlı tanrıça Bastet"ve güneşin yararlı sıcaklığıyla özdeşleştirilirdi. Bastet neşenin, müziğin ve kıvrak dansların da temsilcisiydi. İnanışa göre kedi miyavladıkça evin içi tanrıçanın insanlara hediyesi sayılan neşeyle dolardı. Tüm bu nedenlerle kedi öldüren birinin cezası kazayla öldürmüş olsa bile ölümdü.

 

Mısır'da kediler de mumyalanırdı...

Kedi kültü özellikle aşağı Mısır'da Budbaste şehrinde yaygındı. Burada tanrıça Bastet'in adına bir tapınak inşa edilmişti. Kediyi kutsallaştıran Mısırlılar, yaşamdan sonraki hayatta tekrar beraber olabilmek için kedileri de mumyalamışlar. Yapılan kazılarda birçok kedi mumyasına rastlandı. Ayrıca, kedilerin hayranlık uyandıracak güzellikte heykelleri bulundu. Bu heykellerin dışında Vatikan'ın eski Yunan ve Roma salonlarında bronz ve mermer, Napoli müzesinde mozaik kedi heykelleri sergilenmektedir.

 

"Tayland Kralı, ölen kediler için kraliyet töreni düzenlerdi"

Kedi kültürü ve tarihi açısından Önemli bir başka coğrafya da Tayland'dır (Eski adıyla Siyam). Doğunun gizemli ülkelerinden olan Tayland, kedilerle sürekli mistik ilişkiler kurmuştur. Siyam'ın kültürel hazineleri arasında dünya tarihinin en eski kedi yazıları bulunmaktadır. 1350 ila 1767 yılları arasında el yazısı ile kaleme alındığı sanılan Tamra Maew (Kedi Şiir Kitabı), kedilere âşık Kral 5. Rama'nın emri ile 1868 ila 1910 yılları arasında Brahman Somdej Phra Buddhacharn Buddhasarmahathera tarafından resimlenmiş ve resimli kitaba "Smud Khoi" ismi verilmiştir. Kral 5. Rama'nın kedi düşkünlüğü hüküm sürdüğü bütün yıllara damgasını vurmuş, kutsal sayılan kedilerden biri öldüğünde kraliyet töreni düzenlenmiştir.

 

O kedinin ismi "Muezza"dır!

Kedilere İslam dininde de büyük önem verilmiştir. Ancak bir kedi vardır ki, tüm İslam âlemindeki kedilerin kaderini değiştirmiştir. Belki de değiştirmesi görevi yüklenmiştir. O'nun adı Muezza'dır. Çünkü o, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in kedisidir.  Muezza, birden fazla kedisi olduğuna inanılan Peygamberimizin en sevdiği, karamel rengi bir habeş kedisidir.

 

Bir gün Muezza, Peygamberimizin tam da giysisinin yenine kıvrılıp uyur. Peygamberimiz namaza çağrılınca, kediyi rahatsız etmektense giysisinin yenini keser. Döndüğünde Muezza, sahibinin önünde eğilir; bunun karşılığında da üç kere sırtı okşanır. Rivayete göre kedilerin sırt üstü düşmemesinin sırrı, Muezza'nın sırtına yüce peygamberimiz ellerinin değmesidir.

 

Pek muhtemel bir sokak kedisi olduğu tahmin edilen Muezza'nın "Mekke'nin kavurucu sokaklarından Hz. Muhammed'in ilgisi ile kurtulmuş" olduğu rivayet edilir. Kendisi de sıkı bir kedi dostu olan ve hadisleri aktaran Abu Hurayra, (Anlamı: Kedi babasıdır) Hz. Muhammed'in, kedilerin ticari alım satımını da yasaklattığını söyler.

 

Yine onun vasıtasıyla aktarılan bazı hadislerde "Kedisine eziyet eden bir kadının cehennemde çektiklerinden" bahsedilir. Mesaj oldukça açıktır! Kedilere iyi muamele şarttır! Bir başka efsane önerme ise "Bir kediyi öldürürsen yedi cami yaptırman gerekir" yaptırımıdır. İslamiyet'teki bu gizli kedi sevgisinin kesin sebeplerine ulaşılamamış olmakla birlikte uygulamada maalesef kedilere ilişilmemesi yönünde bir alışkanlık oluşamamıştır.

 

Günümüzde genelde İslam ülkelerinde "Muezza" marka kedi mamaları raflarda yerini almıştır. Muezza hakkında Prophet's Cat (Peygamberin Kedisi) isimli yayınlanmış bir de kitap yayınlanmıştır. Ama ne acıdır ki Muezza gibi nice kedilere nasıl muamele edileceği, maalesef Müslümanların kalbindeki raflarda yerleşmesi gerektiği yeri bulamamıştır.  

 

"Ebu Hureyre: Sen Kedi Babasısın!"

Buhari'den:

Peygamber efendimiz (s.a.v): -"Kediyi sevmek imandandır",

-"Niçin?" diye sormuşlar.

-"Ebu Hureyre bilir" demiş. (Hadis No: 2161)

 

Buhari'den:

Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: -

"Bir insan, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediye yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşeratından yemeye de salmamıştı." Hadis No: 1977

 

Ravi -ki, İbnu Ebi Katade'nin nikahı altında idi- anlatıyor:

"Ebu Katade (ra) yanıma girdi. Kendisine abdest suyu hazırladım. Bu sırada, sudan içmek üzere bir kedi geldi. Ebu Katade kabı uzattı, kedi içti."

Kebşe sözlerine devamla der ki:

Ebu Katide kendisine bakmakta olduğumu gördü ve:

"Ey kardeşimin kızı, buna hayret mi ediyorsun?" dedi.

Ben de: "Evet!" demiş bulundum.

Bunun üzerine Resulullah (s.a.v):

"Kedi necis değildir. Kedi sizin tarafınızda çokça dolaşır buyurdular" dedi. Hadis No: 3513

 

Davud İbnu Salih İbni Dinar et-Temmar, annesinden anlatıyor:

"Efendim beni, Hz. Aişe (ra)'ya bir miktar yemekle gönderdi. Gelince Hz. Aişe'yi namaz kılıyor buldum. Bana, elimdekini koymamı işaret etti. (Ben de bıraktım). Ancak bir kedi gelerek üzerinden yedi. Hz. Aişe (ra), namazından çıkınca, kedinin yediği yerden yemeği (bir miktar) yedi. Sonra da şu açıklamayı yaptı: "Resulullah (s.a.v): "Kedi necis değildir, o sizi çokça dolaşan birisidir" demişti. "Ben ayrıca Resulullah (sav)'ın kedinin artığıyla abdest aldığını gördüm." Hadis No: 3514

 

Bir olay üzerine de yaygın olarak bu hadis söylenmiştir;

"Sahabe'den bir zât daima Resûl-ü Ekrem'in yanında bulunur, söze karışmaz daima dinlermiş, munis, orta boylu, siyah saçlı, siyah gözlü, zayıf bünyeli fakir bir zât imiş. Eshab-ı sofa ile yemek yer çok konuşmaz. Gözleri yaşlıdır. İyiliği sever."

 

Resûl-ü Ekrem de kendisine hoş nazarla bakar, kendisini severmiş. Ara sıra kendisi ile görüşürmüş ve bazı görüşmelerde tebessüm ederlermiş. Küçük bir kulübe gibi evde otururmuş. Sokakta kalmış kedileri götürür onları yedirir severmiş. Resûl-ü Ekrem'in bundan haberi yokmuş. Sahabeler bir gün Resûl-ü Ekrem'e söylemişler:

"Pis kedileri toplayıp kulübesinde bakıyor!" demişler.

Resûl-ü Ekrem bir şey söylememiş. Bir gün sokakta görmüş, bu zât bir kedi yavrusu bulmuş.

Resûl-ü Ekrem'e sahabelerin söylediğini, kendisi de bildiği için Resûl-ü Ekrem birşey söyler diye, kediyi hemen hırkasının içine saklamış.

Resûl-ü Ekrem kendisine,

"Hırkanın altında ne sakladın" demiş. Hırkayı açmış, küçük bir kedi yavrusu...

Resûl-ü Ekrem yavruyu sevmiş, okşamış, ve o zâta:

"Ebu Hureyre: Sen kedi babasısın" demiş.

İsmi artık böyle kalmış.

Biz de Resûl-ü Ekrem'in koyduğu isme hürmet için o zâtın ismini söylemiyoruz.

Bir gün bir sohbette Resûlullah efendimiz:

"Hubbül hırratı minel iman" Buyurmuş. Yani "Kediyi sevmek imandandır."

"Niçin?" diye sormuşlar.

"Ebu Hureyre bilir" demiş, başka bir şey söylememiş.

Ve Eba Hureyre'ye bir çok daha ledunni sırlar söylemiş.

Ona söylediği sırları Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali bile bilmezdi.

Eba Hureyre'den beş hadis rivâyet edilmiştir. Fazla değil.

Kendisine:

"Bize de söyle Resûl'un sana söylediklerini..."

"Söylersem kâfir oldu diye başımı vurursunuz!" demiş.

Eba Hureyre'nin bildiğini hiç kimse bilmez.

Resûlü Ekrem'in Eba Hureyre'ye ledunni sırlardan söylemesi ne sebeptendir? Ve niçin Eba Hureyre'yi seçmiştir?

Bu da sır değildir amma ne faydası var, onun gibi olamadıktan sonra...

Merak etmek, birşeyi öğrenmek bazen insanı küfre götürür.

"Tehlike ile karşılaşmamış olan insan, cesaret hakkındaki sorulara cevap veremez."

Meçhul, Sır kelimeleri insanın akıl hududunun ötesine habersiz hürmetin gizlendiği kelimelerdir.

 



"Kedi'de büyük bir sır vardır."

Kedi, nankör değildir. Hürriyetine çok düşkündür. Kulaklarıyla de görür. Radarı vardır. Çok sabırlıdır. Abdest edeceği zaman yeri kazar, yapar ve örter. Niçin. Sebep...

İnsan da dahil hiç bir hayvan yoktur böyle hareket eden.

Kediye sordum:

"Sana insanlar nankör diyorlar, ne dersin?"

Kedi geldi ayaklarıma başını sürdü :

"Nankör olmadığımı bilirsin..." dedi.

"Öyle bilsinler. Daha iyidir. Ne olur Sırrımı kimseye söyleme!"

"Peki" dedim "sana bir sual daha soracağım."

"Buyur" dedi.

"Sen bazen sahibinin elinin parmağına tırnağını batırırsın" dedim.

"Bende kabahat yok. Bunu bir bilseler! Tırnağımı eline batırdığım adam bile tövbe ederdi."

Sordum :

"Benim bir siyah kedim vardı. Böyle yaptığını hiç görmedin."

"O adamını biliyordu efendim."

"Peki! Bir sual daha" dedim.

"Siz nereden düşerseniz hep ayaklarınızın üzerine düşersiniz. Bu nedir?" dedim.

"Efendim o da bizim yaratılış sırrımız, ama ben de bilmiyorum" dedi.

"Siz sebebini bilirsiniz. Bunda büyük bir sır gizlidir diye dedelerimizden kalma bir sözdür bu" dedi.

Tekrar elimi yaladı:

"Aman efendim sırrımı kimseye söyleme" dedi çekildi, sıçrayarak dama çıktı.

"Güneş var. Damda uyumak çok güzel..."

 

"Kedi, ayaklarının üzerine düşer. Fizyolojik sebebini ilim bir türlü söyleyemez. Bunu bilirsen niçin düşmediğini o zaman fizik olarak da anlarsın. Söyleyemem dedim ya."

Huzurun kaçar, keşke söylemeye idim diye sızlanırsın.

Yalnız size bir şey söyleyeyim:

"Kediye eziyet etmeyiniz!"

Kedi öldürenin sonu hüsrandır. Evlâtlarına bile intikal eder.  Kedilere iyilik eden onları besleyen insanlara gıpta ederim. Kedi edeb ve sabır timsalidir.

Kediye HAKK'ın bir mahlûku olarak bakarsanız, onun nankör olmadığını anlar, çok şeyler öğrenirsiniz.

Kedi abdest edeceği zaman toprağı gelip koklar. Sağ ayağı ile toprağı eşer. Koklar. Aksi istikamete dönerek abdest eder. Tekrar koklar. Sol ayagı ile toprağı örter. Sıçrar bir iki adım sonra durur titrer arkasına bakar ve gider.

 

Kedide göz sinirlerinde işitme lifleri de mevcuttur. Geniş bir sahadaki sesleri işittiği gibi aynı zamanda da görür. Göz bebekleri bu işitme olayını ayarlar. Hem kulaklarıyla da, hem gözüyle de ses alır. Ve her ikisi ile de görür. Kavga eden kediler, başka tarafa baktıkları hâlde yekdiğerini arkaları dönük olduğu hâlde görürler. Diğer hayvanların kulak sinirlerinde görme sinirleri yoktur. Göz sinirlerinde işitme sinirleri bulunmuştur. Bu bakımdan kedi müstesna bir hayvan olarak halk edilmiştir.

 

Evde kedi beslemek sevaptır, çocuğun merhamet duygusunu geliştirdiği ve eve bereket getirdiği için Peygamber Efendimiz özellikle tavsiye etmiştir. Tesadüf müdür ki nice evliya zatların çoğunun etrafında kediler yer dolaşırdı...

 

Yararlanılan Kaynaklar:

 

Yazarın twitter adresi: @AlpZekiHeper