Anasayfa Edebiyat EZİLENLER
EZİLENLER PDF Yazdır E-posta
Yazar Volkan Durmaz   
Pazar, 26 Ekim 2014 22:29

EZİLENLER-KAPAK

"Belki de en büyük kahramanlık,

insanın hayatta ikincilikle yetinmesidir"

Ezilenler

 

 

 

Dostoyevski’nin (Orj. Adı: Unizhennye i Oskorblyonnye/ Ezilmiş Ve Aşağılanmışlar), 1861 yılında ilk baskısı yapılan Ezilenler romanı, Yönetmen Andrey Eshpay tarafından 1991 yılında filme çekildi.

 

EZİLEN-AFİŞ

 

Çarlık döneminde yazılan/geçen romandan uyarlanan filmin başrollerinde ise Nastassia Kinski, Nikita Mikhalkov ve Anastasiya Vyazemskaya yer almış. Ezilenler, Dostoyevski’nin diğer eserlerinde de yer aldığı gibi ruh çözümlemelerine sıkça yer veren bir yapıt. Yönetmen Andrey Eshpay da Dostoyevski gibi okurunun karakterlerin psikolojisine bürünmesini sağlamış.  

 

Toplumda hep aşağılanan ve hor görülen insanların, nüfuzlu kimselerin bencilce hesapları arasında ezilişini ve sarsılışını konu alan eserde/yapımda, Dostoyevski, seçtiği sıradan ama olağanüstü yaşantıları ile okuyucuyu ürpertiyle karışık bir merakın içinde bırakıyor.

 

Dostoyevski, romandaki kişilerin yalnız yoksulluklarına değil onların bu aşağılanmadan ötürü duydukları manevi bunalıma da yer vermiş. Rutubetli ve insanı ölüme hazırlayan bir odada kitabını tamamlamaya çalışan Petroviç, bir toplumun düzensizliğinin, aksaklığının aşağı tabakadaki insanlar üzerinde yaptığı yıkıntıların temsilcisi gibi adeta...

 

Romandaki Prens ise, “Çarlık Rusyası’nda çok rastlanan” düzenbaz, yalancı, ikiyüzlü, bencil, kendi çıkarı için her şeyi göze alabilen, ahlaklı görünüp ahlaksızlıklar yapabilen bir karakter. Prens hayata bakışını şöyle ifade ediyor:

 

“Söz gelimi ben kendimi bu tür zorunluluklardan kurtaralı çok oluyor. Yalnızca kendi çıkarım olduğu zaman kendimi zorunlu hissederim.”

“Kişioğlunun fazilet dediği her şeyin temsilinde bir bencilliğin bulunduğunu kesinlikle biliyorum.” (Sayfa: 336)

 

“Boş, anlamsız bir toplumda yaşadığımın farkındayım; bu toplumda keyfim yerindeyken kafa sallarım ona, savunucusu olduğumu söylemekten geri kalmam, ama sırası gelince en önce ben bırakıp kaçarım onu.” (Sayfa:337)

 

Ezilenler, başta üç kişilik aşk hikayesi ve öksüz ve yetim kalan küçük bir kız çocuğunun hikayesini anlatıyor gibi görünse de, çizilen karakterlerin sağlamlığı bakımından eşsiz bir iç dünya çıkarması...

 

Yazığı kitabın anlatıcısı ve başkahramanı olarak hikayesine başlayan filmde, Vanya (İvan) para kazanmak için yazı yazan, yoksul, genç bir yazardır (Dostoyevski’nin bu karaktere kendi gençliğinden özellikler kattığı belirtilmekte. Nitekim Vanya için Dostoyevski’nin dünyasına açılan sihirli kapı demek yanlış olmaz).

 

Vanya, birlikte büyüdüğü Nataşa'ya (Nastassia Kinski) aşıktır. Vanya’nın, Nataşa'nın babası Nikolai Ikhmenev ve annesi Anna Andreyevna ile de yakın ilişkisi vardır. Vanya ile yakınlaşıp onunla evlenmeye karar veren Nataşa, daha sonra Prens  Valkovski'nin tutarsız oğlu Alyoşa'ya aşık olur. Ancak bir aksilik vardır. Prens Valkovski, daha önce Ikhmenev ile ortaklık yapmış, onu dolandırmıştır. Prens ayrıca şehirde Ikhmenev’in itibarını düşürmek için de elinden geleni yapmaktadır. Ikhmenev bu yüzden kızının Alyoşa ile beraber olmasına razı olmaz. Bu engelin karşısında Nataşa, ailesinden ayrılarak Alyoşa ile yaşamaya başlar.

 

Prens de bir yandan boş durmayacaktır. Oğlunu Nataşa’nın bırakması için Nataşa’yı can evinden vurur ve genç yazar Vanya’yı ikna etmeye çalışır. Vanya’ya kitabını okuyup çok beğendiğini belirten Prens, onu bir akşam yemeğine davet eder. (Bu sahne Ezilenler’den 4 yıl sonra yazılmış olan Yeraltından Notlar’daki yemek sahnesinin de alt yapısı niteliğindedir.) Prens, oğlu ve Nataşa’nın ayrılmaları için kafasında kurguladığı acımasız planlarını Vanya’ya anlatırken ve ondan destek isterken, bir yandan da Vanya’ya, ezilenlerin acıdan duyduğu hazzı haykırır.  Prensin acımasız sözleri karşısında Vanya’nın gözleri hiddetle çakmaktadır. Prens, ezilenlerin hastalıklı insanlar olduğunu ve hüzünle beslendiklerini söylemektedir.

 

Kitaptan:

"...mağrurdu ama soylu bir gururdu onunki... Herkesten üstün gördüğü bir insanın onunla alay etmesine dayanamazdı. Aşağılık bir insanın onu küçümsemesine ise küçümsemeyle karşılık verirdi. Ama kutsal saydığı bir şeyle alay edilince - alay eden insan nasıl bir insan olursa olsun - yüreği sızlardı. Kişilik zayıflığından değildi bu. Dünyayı tanımaması, insanlara alışık olmaması, içe kapanıklığıydı nedeni. Dış dünyayla hemen hiç ilişkisi olmamıştı. Ona belki de babasından geçmiş, son derece iyi yürekli, temiz ruhlu insanlara özgü bir özelliği daha vardı. Karşısındaki insanı olduğundan daha iyi görmek için sanki zorlardı kendini. İyi yanlarını gözünde büyütürdü. böyle insanların sonradan hayal kırıklığına uğramaları kötü olur... Hele kabahatin kendilerinde olduğunu sezinlerse acıları daha büyük olur. "Niçin verebileceklerinden çok şey bekledim onlardan?" diye kara kara düşünürler. Bu çeşit insanlar sık sık uğrarlar böyle hayal kırıklıklarına. o zaman da kendi iç dünyalarına çekilip insanlardan uzaklaşmakla huzura kavuşacaklarına inanırlar. dikkat ettim, köşelerini öyle çok severler ki, zamanla yabanileşirler orada."

mutsuzluk

mutsuzluk1

 

Dostoyevsky'nin eserinde kendi tarzını en iyi ortaya koyduğu bölüm, Prens Valkovsky'nin bir restorantta Vanya'ya hitaben yaptığı uzun konuşmasıdır. Eserin en etkileyici olan bu bölümün başlangıç cümlesi ise romanın temel taşıdır denilebilir:

"Belki de en büyük kahramanlık, insanın hayatta ikincilikle yetinmesidir"

"…keşke imkan olsaydı da (ki insan tabiatı için bu asla mümkün değildir) herkes, hepimiz, benliğimizin en gizli köşelerini olduğu gibi açığa vurabilseydik; başkalarına hatta en yakın dostlarımıza, sırası gelince kendimize bile itiraf etmekten çekindiğimiz ne varsa, hepsini korkmadan ortaya dökebilseydik, dünyayı saracak pis kokudan hepimiz boğulurduk. parantez içinde söyleyeyim, toplumu düzenleyen yasalar, görgü kuralları bu bakımdan iyidir zaten. derin bir fikir gizlidir bunlarda; ahlaki olduğu iddia edilemeyecek ama, koruyucu bize rahatlık sağlayan bir fikir. bu da azımsanmamalı, çünkü ahlak da rahatlıktan başka bir şey değildir, yani rahatımız için icat edilmiştir... Kusurlarımı, ahlaksızlığımı, sefilliğimi başıma kakıyorsunuz; oysa bütün suçum belki başkalarından daha içten olmam, o kadar. Başkalarının kendilerinden bile sakladığı gerçekleri ben açıkça ortaya döküyorum. "

EZİLEN-5EZİLEN-4

 

 

EZİLEN-6EZİLEN-7

 

 

Bir yandan da Vanya, dedesinin ölümüne tanık olduğu kimsesiz, küçük bir kız olan Nelli ile karşılaşır ve onu yanına alır. Onun bu ağabeyliğine karşılık, genç kızlığa adım atan Nelli ise Vanya'ya yavaş yavaş içinde büyüyen bir aşk duymaktadır.

Küçük Nelli tam bir gurur timsalidir. Yoksulluğuna, hastalığına, küçüklüğüne rağmen gururundan ödün vermez. Hayattaki yakınlarının tümü öldüğünden, hiç tanımadığı babasına gitmektense kendisini kötü yola sürüklemeye çalışan bir kadının yanında kalmayı, ona direnmeyi yeğlemiştir.

Nataşa ve Alyoşa'nın beraberliğine karşı olan Prens Valkovski, Alyoşa'yı götürdüğü bir davette Katerina adında soylu bir genç kızla tanıştırır. Zaten bir evliliğe veya sürekli beraberliğe alışık olmayan çocuk ruhlu Alyoşa, önce iki kadın arasında sıkışıp kalacak, kısa bir süre sonra da Nataşa'dan uzaklaşıp Katerina'ya aşık olacaktır.

ezilennataşa

 

Vanya: “Nataşa!” dedim…

“Yalnız şunu anlamıyorum: Onun için şimdi söylediklerinden sonra nasıl sevebiliyorsun Alyoşa'yı? Saygın yok ona. Seni sevdiğine bile inanmıyorsun, ama gene de ona koşuyorsun, uğruna her şeyini mahvediyorsun. Nasıl açıklarsın bunu? Ömür boyunca acı çektirecek sana. Sen de ona kuşkusuz. Çok seviyorsun onu Nataşa, gereğinden fazla! Böyle bir sevgiye aklım ermez benim.”

Nataşa’nın Alyoşa’nın iki aşk arasında sıkışması karşısında gösterdiği inanılmaz hoşgörü ve anlayış gösteriyor ki; Nataşa, başkalarının mutluluğu için çırpınan, bunun için kendi mutluluğunu feda etmeye hazır biridir. Kendi dertlerini, sıkıntılarını kimseye açmaz, kendi içinde ne kadar acı çekse de başkasının mutlu olmasını ister. Öyle ki sevdiği erkeği başka bir kadına kendi elleriyle teslim eder.

“Yeter artık Alyoşa, istediğin zaman gidebilirsin ona… Kime istersen ona git, mutlu ol. Kalbinden bana vereceğinden daha çok sevgi isteyemem senden.” (Sayfa: 264)

Kendi aşkına anlayış bekleyen Nataşa, Alyoşa’nın kararsız ve ikili aşkını anlamaktadır. Alyoşa’nın iki kadına duyduğu aşk ise şunu sorduruyordu:

“İnsan iki kişiye aşık olabilir mi?”

 

Bu arada Vanya, yaptığı araştırmalar sonucunda Nelli'nin Prens Valkovski'nin kızı olduğunu, Prens'in yıllar önce Nelli'yi ve annesini terkettiğini öğrenir. Nihayet Alyoşa'dan ayrılan Nataşa ailesinin evine döner. Nelli'yi de yanına alan Ikhmenevler Nataşa'yı affetmiştir. Birkaç gün sonra Nelli hastalanıp ölür. Annesinin Nelli’ye verdiği kolye/muskada onun Prensin kızı olduğu yazmaktadır.

 

ezilen nelli

 

Alyoşa saflığı, Vanya dostluğu ve fedakârlığı temsil eder. Bu acıyı öğrenen Ikhmenevler, Nataşa ve Vanya ile beraber eskisi gibi yaşamaya devam ederler. Böylece dostluk ve fedakarlık kazanmıştır diyebilir miyiz?

Prens’in sözlerine göre hüzünden zevk alan ezilenler ise peki Nelli hangi acının hazzını yaşıyordu?

nelli2

 

Ezilenler, içerdiği gerçekler itibariyle, belki senin de içinde olduğun gibi psikolojik olarak sağlıklı hissetmeyenlerden uzak tutulması gereken muhteşemlikte…