Anasayfa Edebiyat Üç Rafadanın Gündüz Düşleri
Üç Rafadanın Gündüz Düşleri PDF Yazdır E-posta
Yazar Şenler Yıldız   
Çarşamba, 24 Aralık 2014 09:15

‘Ankara Ovası Abazanlar Yuvası’ mı?

 

 

 

Şenler Yıldız 

 

Üç Rafadanın Gündüz Düşleri ve Kod Adı Malena İsimli Bağyan

Cemal, Celal, Kemal rafadan biraderler; hanginiz Co’sunuz hanginiz Avarel kafa yoramayacağım, zaten onlar kadar üç boyutlu bir çizim değil, bayağı bayağı zar kalınlığında birer eskizsiniz.  Yoktur birinizin diğerinden farkı süt oğlanlar. Evlat olunsa bile sevilmeyecek cinstensiniz ve size laflar hazırladım. 

İş bu rafadanların,  bebekliklerinden itibaren tasın içine yarım ekmek boca edilmiş mercimek çorbasını ergenlik ve orta yaşlarda da hüpletmelerinden ötürü müdür bilinmez beyin kıvrımları gelişmemiş. Anaları vakti zamanında çorbalarını ekmekle lapa yaparken şap atsaydı isabet olurdu. Bu kitabın ilk çeyreğinin çeyreğine maruz kalan ben, fare zehirini de bol kepçe koymaktan imtina etmezdim açıkçası.   Bence insan zayiatları…

Rafadanlar  Ve Ah Malena’nın Kişilik Çözümlemeleri;

Rafadan Celal, kod Adı Malena’yı ilk gördüğünde içinden ne geçirmiş olsun; “Genç bayanın kırmızı dolgun dudakları otobüs beklerken ofluyordu.” Tabi bu, buraya yazabildiğim şey,  bağyanın göğüs kafesiyle ilgili gözlemleri sabahın örekesinde Celal’e iç cebinde, kalbinin üstünde  Tan Gazetesi mi taşıyorsun dedirtecek cinsten  ama ne lüzumu var herkesin cebinde mayınlı telefon var, di mi!

Rafadan Celal o kadar tepesinden kırılmış ki, kıza ikinci gün sebepsiz yere, günaydın, diyor yanıt alamadı diye trip atacak. Kod adı M.bilmem ne olan meşum kızı,  Rafadan Celal minibüste öndeki agresif kadına karşı bi savunuyor bi savunuyor ki, ne dese beğenirsiniz, “Bugün bana yarın sana, elin kırılmaz ki alsaydın ya şu parayı.” Bu cümle ile bir kızın ilgisini çekmesi gerçekten atom parçalamayla eş değer bence, hey gidinin Sincan bebesi.   Celal Oğlan bir de  “ Sana günaydın dedim almadın, seni rüyamda bile gördüm” deyiverir,  en bi ahu olan kıza diyeceğim ama bu kitap dünyasındaki rafadanların bir kızda en son odaklandıkları şey gözler, oraya gelesiye kadar kızın iç organlarının tomografisini çekiyor çakallar.   Kız da  “Ah bir şehvet yatağı olmaktan nasıl kurtulacağım” diye sızlanıyor. Aslında kızı takdir etmek lazım, öngörü sahibi ama tabi ki çok dertli n’apsın, şehvetten şehvete kaçarken  kaç bin milyon baloncuk yutması gerekiyor kim bilir!

2. Rafadan; Cemal.  Bir fıkra anlatacağım iki rafadan karşılaştıklarında ne derler bilir misiniz? Celal ile Cemal  ilk karşılaştıklarında  “ Ooov   Eryaman  Otobüsüne biniyorsun demek ki o muhteşem ……sahip kızı biliyorsun” der.  Eryaman Otobüsü bir Arzular Tramvay’ı değilse nedir ki zaten.  Oysaki ‘Sinek Isırıklarının Müellifini’ okuduğumda Barış Bıçakçı’nın gözünün değdiği Eryaman’a ne çok gitmek istemiştim. Barış Hocam, inşallah sizin hat başkadır.   Her neyse Cemal Oğlanı, 90’ların o biçim videotekler dünyasında kaybetmek istiyoruz.     

Bir de Kemal var, başı bağlı üçüncü rafadan. Diyet mevzusu nedir Allahasen. Kitap zaten Hamurabi Kanunları gibi tuğla kalınlığında bunu daha şişirmek niye? Bunlar işte yeşil sahalarda görmek istemediğimiz bir diğer mahsurlu hareketler.  Her neyse leb denilir denilmez hemen her şeyi değil sadece şeyi anlıyor bu rafadanlar.  Görür görmez birbirleriyle kaynaşmaları işte hep bu  köftehorluklarından.

Celal Oğlan, diğer iki rafadana M. ile  karşılaşmalarını anlattığında ‘nasıl yani!’ oluyorsunuz. Diyor ki; “Sabah  bir kaç kelime konuştum soğuk davrandı. Ben de kimdir merak ettim.”  La  Rafadan Celal, otobüste karşılaştığınız birine rüyamda seni gördüm dersen, ve kız da bu  sapıksal sarkastik tavra  ortak olursa, o  kızı otobanda bile çalışırken bulamazsınız.  Buna ciddi ciddi şaşmış bir rafadan var karşımızda. Kelimeler yetersiz albayım, kelimeler kifayetsiz. İşte böyle iken böyle…

 Bu  ‘gördüm ve nevrim döndü’ durumları Aamir ya da Shrk Khan Hint filmi yapsa, Wes Anderson ya da Tim Burton çekse izleriz hatta ben pek severim, romanlarda da absürtlüğün dibine vurup o farklılıktan bir duruş sergilenmesi bildiklerimizden ama gelin görün ki  ‘Güzel Ayrılık’ta bu durum  ‘Abazanlar Aramızda’ olunca heç güzel olmuyor. 

 M. kod adlı bu cins-i latifi görür görmez dibi düşen yaratıkusların yaptığı  betimlemeleri  merak edenler buyursunlar kitabın her bir sahifesine. Rafadanlar,   M. ve uzuvları   radarlarına girdi mi Pavlov’un iti misali salyalarını kimi Koton’dan  alınma kadife ceketinin koluna, kimi mor kravatına, kimi zayıflamak için çatal kullanımına geçen bir bedevinin acemilik günleri dolayısıyla günün menüsünü  fütüristlik desenlere dönüştüren gömleğine akıtıyor.    Hemingway sizin için çanları çalıyor, herkesin kendi salyasında boğulacağı günler elbet gelecektir.

M. tlf’da konuşurken; bebeğim, ayol, şekerim gibi ifadeler kullanır. Eksik var hakim bey; bu kadar yapay diyaloglara bi kuzum diyeydi eyiydi.  Bu M. yani;  kaşı ne kalın, ne ince tam kıvamında olan hatunun, - bu satırları yazan kişi steril takılmak için bin dereden bin suyu taşıyor haberiniz yok - ilişkiler ve çelişkiler ve şehvet bilmem şeyleri ile ilgi fikirleri, kenar mahalle kuaförlerindeki 15’lik çırak kızlarınkinden bir gıdım öte değil.  M.’yi anlatmaya çalışırken yurdumun kuaför çırağı kızlarını harcadım  ya, Allah beni de affetsin.

 

Öykü Evreni Olarak Bir Kümes Kurumu  

Özet geçecek olursak; sanırım öykü evreni bir kümeste geçiyor. ‘Kurum’ adı verilen bu kümeste çeşit çeşit horozlar ve beypiliç ürünlerinin raf ömrü uzatılmamış canlıları Eryaman otobüsü, minibüsü,  kurum önü, kurum bahçesi,  kurum içi, kantin, yemekhanede takılıyor. Dar alanda kısa paslaşma yapılan kümeste,  horozlarda piliçlerde birbirinin tıpatıp aynısı çünkü aynı yerden hormonlu hormonlu yemlenmişler. N’ahlet olsun organik olmayan yemlemelere!  Doğal olarak  bu dörtlünün beynine  sinyal veren tek dürtü HORMONLAR. Ve bununla ilgili derinlik katmak için bir takım yazarı çizeri emellerine alet edip öyle zavallı muhabbetler çeviriyorlar ki çıkışsız kalıyor ve hunharca gülüyorsunuz.

Bu dörtlünün  bir diğer ortak özelliği  -Da Vinci Şifresini çözmüş biri edasıyla giderayak size söyleyeyim o da elimin hayrına olsun- (Cemal, Celal, Kemal, Malena kod adlı  Seval) isimlerinin   son iki harflerinin  a ve l harflerinden oluşuyor olması.  Dördünde de al-ıklık ve m-al-lık had safhada,  daha fazlasını düşünmek bilim kurguya girer.     

Bu Alıklar Çetesinin ne haltlar karıştıracağıyla ilgili en ufak bir ilgi uyanmıyor ne yazık ki. La rafadanlar, sizin yüzünüzden Freud’u bile koruma altına alacağım, Nietzscheler, Mevlanalar ve Muhammed Aliler kovalasın sizi!    

Herkes bir şeyleri sever, anlaşılan odur ki bu kitabı yazanda uzun  uzun yazmaktan hoşlaşıyor. Yazarın bunu yazarken ki motivasyonu nedir acep dedim, inanın işin içinden çıkamadım.  İlişkiler, çelişkiler, arzular, marzular, vaooov o piliç, gene o piliç, yine mi o piliç evet ne sandınız hep o piliç. Ve TANRI!   Kitabın 60 sayfasından sonra 627 sayfasını atlayıp son 3 sayfasına baktığımda, Kutsal Piliç Aşkına atomu parçalamasalar da mantalite olarak bir arpa boyu yol gitmemişler. Şöyle ki teki ortalardan kayboluyor, aman ne üzüntülü, he mi de adamın kalbi bir başkasına bile verilebilirmiş. Kümesler altında yedi bin fersah derinlikli bu yaklaşıma yine hunharca gülmeyip ne yapacaktım, böğürtlen çayı içmek kafa buldurmuyor nitekim. Aslında gülmelerimi yutabilir bu satırları yazmaz, sessiz kalabilirdim. Roman olarak  ilk cümle itibariyle okumayacaklarımın arasına girebilir bir yazım tarzınız var.  Olabilir, herkes her şeyi beğenecek diye bir kaide de yok. Ve sessiz kalmak kullanışlı bir durumdur. Ben ne bilir kişiyim ne de  fifa gözlemcisi ama 690. sayfada son satırdan bir önceki  cümle, güya acılara gark olmuş bir kadının acısını gözlemleyen er kişinin, o  pespaye bakış açısından tavizsizliği, bu  konuda yazarın tutturduğu  istikrar, daha incelikli bir şey yazmayı namümkün kıldı ne yazık ki.

Bilinmeli ki; bu eleştiriyi yapan kişi, sığırcık yavrusu gibi hayret nidaları eşliğinde okumadı yazılanları. Edebiyatla ve sinemayla teşriki mesaisi var ve Türkiye’de  iş nedeniyle gidip kalmadığı şehir sayısı az. Tanımak durumunda kaldığım insan portföyü  pek çok insanınkinden daha renkli.  O sebeptendir ki bunlar hayatın içinde şeyler, yok Cemil Meriç’te roman hakkında şöyle buyurmuştu gibi şeyleri geçelim tek kalemde. Mesele o bile değil bir yerden sonra. Mazruf iç açıcı olmasa da zarfa takılıp ama kerata çok iyi yazmış deyip beğendiğim çok şey okuyorum. Hiç biri babamın oğlu değil oysa ki.  İçinde kıvrak bir zeka, kitabın en ehemmiyetsiz kişisinde bile naif bi tutum sezinler, yazarı bir noktada mazur görürsünüz mesela. 

Herkesin hayatta iyi yapacağı bir şeyler illa ki vardır. Havuçları jülyen doğramak da bir maharettir. ‘Ankara Ovası Abazanlar Yuvası’ tandaslı bu durumunu da hemen, şimdi, derhal unutmak istiyorum.