Anasayfa Fikir Pavlovyan Şartlandırma ve Sopranos…
Pavlovyan Şartlandırma ve Sopranos… PDF Yazdır E-posta
Yazar Kenan ARPACIOĞLU   
Perşembe, 13 Nisan 2017 19:13

sopranos-16x201

 

"insan iyi ve kötüyü fıtratında taşıyan bir varlıktır

ve hayvanlaşmak ile meleklerden üstün olmak arasında iradi bir duruma haizdir."

İnsan iyi midir? Kötü müdür? Onu iyi ya da kötü yapan nedir? Jean Jacques Rousseau’ya göre insan olduğu gibi kabul edilirse ve yaşamı boyunca geliştirilirse iyiye yönelik bir varlık haline dönüşebilirken; meşhur “homo homini lupus” (insan insanın kurdudur) sözünün sahibi Thomas Hobbes insanın ve doğasının kötü olduğunu düşünür.

Psikolojinin kuramsal temelini çizen Sigmund Freud insanı hayvansal güdüler temelli ele alır ve cinsellik ile saldırganlığı temel güdüler olarak belirler. Öyle ki; Freud’un tezinde (Tony Sopranos’da gözlemlediğim gibi) sevgi dahi süperegonun bastırması sonucu sonradan ortaya çıkan rafine bir duygu olarak görülür. Bu anlamda bazı düşünce yapılarında insanın temelde kaotik bir varlık olduğu ve sevginin insanın asli unsuru olmadığı varsayılırken, bazı düşünce yapılarında ise insanın özünde iyi olduğu fakat onu kötü yapan dışsal bazı faktörler bulunduğu kabul edilmektedir.

Kutsal metinlerde de insanın iyiliği ve kötülüğü, farklı psikolojik tavırları üzerine söz ve menkıbelere rastlamak mümkün.  Meleklerin kan dökecek canlı yaratılmasına şerhi ve Allah’ın siz bilmezsiniz şeklinde insana yönelik bir gizem bırakması ve bunun üzerinden Şeytan’ın insanın kötü varlık olduğuna inanarak kolayca şartlandırabileceği iddiası konunun düşünsel özüne ilişkin önemli ve derin bir anlatıdır. Şeytan Pavlov mudur?

Yine bazı ayetlerde geçen “insan nankördür”, “peşin yaşamayı sever” babındaki ifadeler ve “eşref-i mahlûkat”, “ahsen-i takvim” gibi kavramlar insanın öz ve benliğine ilişkin dikkat çekici ifadelerden bazılarıdır. Özü itibariyle insan iyi ve kötüyü fıtratında taşıyan bir varlıktır ve hayvanlaşmak ile meleklerden üstün olmak arasında iradi bir duruma haizdir. Kuran’da iyi insan olmak için mücadele gerekliliği vurgusu vardır. Hep ortada durmaya çalışmaktan ziyade yukarı doğru hareketlilik gösterilmesi gerekliliği belirtilir. Bir nevi kendini gerçekleştirme, kendinin farkına varma diyebileceğimiz olgun insana, insan-ı kâmile doğru ruhi bir yöneliş esastır. Benzer iyi ve kötü tartışması İncil ve Tevrat’ta da görülür.

Gelin görün ki; insan, özü ve kendi benliği ile giriştiği bu mücadelesinde farklı çevresel faktörler ve psikolojik şartlanmalarla da başa çıkmak zorundadır. Bu bağlamda insan doğasıyla ilgili tanımlamalar her zaman önemli ve tartışılır ola gelmiştir, düşünsel boyutun ötesinde ampirik ve tecrübi bir olgu haline dönüşmüştür. İnsanın güdüleri ve psikolojisini anlamak gerek doktorların gerek bilim adamlarının gerekse siyasetçilerin önemli bir uğraşı olmuştur. Seçmen psikolojisi diye bir söylem vardır örneğin ve siyasetçiler gerçek yerine bu psikolojiye konuşmuştur çoğunlukla ve seçmenler destekledikleri aday hakkında onları zorlayabilecek bir içsel muhakeme yerine, içlerini rahatlatacak şekilde düşünmeyi “şartlanmayı” tercih etmiştir.[1] 

Pavlov bilir ki; köpeği, ampirik ve tecrübi şartlanmalar dolayısıyla et vermeyi terk etsen de zilin sesini her duyduğunda salya akıtmaya başlayacak ve her zamanki gibi hedefe dikkat kesilecektir. Artık öyle bir noktadır ki bu; şartlanmadan çıkmak için ya sağır olmak ya da zili çalan Pavlov’un elinden tokmağı almak gerekir. Şeytan’ın tokmağı nedir?

Sadece insanın doğasına, psikolojisine yönelik araştırmaları değil; savaş stratejilerini dahi etkilemiş meşhur “Pavlov’un Köpeği”[2] deneyinden burada uzun uzun bahsederek mevzuyu daha da dallandırıp budaklandırmadan konuyu beni asıl bu yazıyı yazmaya şartlayan meşhur alt sezonluk “The Sopranos” klasiğinin final bölümünün sadece son beş dakikasına getirmek istiyorum.

Öncelikle belirtmek isterim ki; Sopranos[3] klasik diğer mafya film ve serilerinden son derece ayrıksı yapısı ve senaryosuyla dikkatleri üzerine çeken değişik bir televizyon serisi. Çekildiği dönem itibariyle bakıldığında George Bush ABD Devlet Başkanı ve şimdiki Başkan Donald Trump ise hala bir emlak kralı. ABD’nin dünya politikasındaki müdahaleciliğinin hissettirildiği, güvenlik-özgürlük ikilemli küresel terör tehdidinin ilk kez bu kadar yoğun konuşulduğu bir dönem.  New Jersey’de bir Amerikan-İtalyan mafya ailesi patronu olan Tony Soprano karakteri ile dizi; insanın meslek, suç, şiddet, aile, adalet ve dostluk kavramları arasında denge kurma mücadelesi ve psikolojisi üzerine kurulmuştur. İlk sezonun ilk bölümünden son sezonun finaline kadar belki de seride en önemli yeri tutan Tony ve psikiyatristi Dr. Jennifer Melfi arasındaki diyaloglar, seri boyunca suç-ahlak psikolojik dengesinin tartışılması açısından dizinin en çok hatırda kalan sahneleri olmuştur.

Asıl mevzumuz olan son beş dakikaya doğru gelirken kabul edilmeli ki; Sopranos dizisinde küçük masum Anthony’i Tony Soprano yapan onun tarihsel ve kültürel aile geçmişinde bulunan tecrübi şartlanmalardır. Evet, Tony Soprano babasının oğludur ama oğlunun da kendisi gibi olmasından rahatsızdır. Ailesine karşı hem derin bir korumacılık ve sevgi hem de kendi egosu ön planda olduğunda derin bir öfke duyabilmektedir. Kendisi bir hayli savurgan olan Tony ailesine karşı ise hem bonkör hem de cimridir. Aileden başlayarak hayatı boyunca duyduğu tehdit ve güvensizlik iklimi onu hem annesinden hem amcasından hem kız kardeşinden nefret duyar konuma getirmekle kalmamış, en yakınlarından bile şüphe etmiş, bu şüpheler zaman zaman paranoyak bir hale dönüşmüştür. Zaman zaman gerçek ve rüya arasında bocalamış zaman zaman evcil hayvanları ile kurduğu ilişki ve onların terki üzerinden değişik psikozlara bürünmüştür.

Kendisinin ne olduğunun farkındadır, psikoloğa da gitmektedir ama gel gör ki kendisini bu şartlanmalardan ve aidiyetlerinden sıyıramamaktadır, zaman zaman psikoloğu Melfi’yi bile yargılayabilmektedir. Hayatında derin iz bırakan simgeler vardır. Panik atakları ve rüyaları dizi boyunca onun sorunlu psikolojisini gözler önüne sermiştir. Yakın çalışıma ekibinden yeğeni Christoper’ın ölümünden (kendisi öldürmüştür) kendisine bir rahatlama geldiğini hatta bundan haz duyduğunu ifade edebilmiştir. Ama aynı Soprano yarış atının öldürülüşü/yakılışı ile adeta yıkılmıştır.  Yine daha dizinin ilk bölümünde, New Jersey'deki evininin havuzunu yuva bellemiş ördek yavrularının daha sonra uçup gitmesi, ona büyük bir panik atak yaşatmıştır. Tony Sopranos tamamıyla bir tezatlar yumağıdır. Hem iyidir, hem kötü. Öyle ki; usta aktör James Gandolfini, Tony karakterini hem tehlikeli hem de korkak; hem samimi hem de soğuk; hem çocuksu hem de komplocu bir bütünlük içinde yorumlamıştır.[4] 

1111

* Tamamıyla rüya-kabus sekansları ile örülü T. Sopronos’un un bilinç altı dünyasına yoğunlaşan bir bölüm olan 5. Sezon 11. Bölümden bir sahne

Şüphesiz tüm karakterleri ve senaryosu ile bu dizinin tümüne hâkim olan psikolojiyi son sezonun son beş dakikasına sığdıran yönetmen David Chase de büyük bir övgüyü hak ediyor.   

Final bölümü ki; beklenen restleşmeler kapışmalar…

O meşhur son beş dakikanın başında Tony düşmanlarını ortadan kaldırmış olmanın görece rahatlığıyla bir o kadar salaş ama pek de aile yemekleri için Tony’nin tarzı olmayan bir mekâna geliyor ve etrafı şöylece gözleyip oturarak keyifli bir yemek için ailesini bekliyor.

Mekan çok ilginç bir seçim; sanki Pavlov’un ampirik çalışmalarını yaptığı o yerlerden biri gibi. Tony her yeri net gören ortada bir yere oturmuş arkayı sağlama almış bir görüntüyle mekânın kapısı tam karşısında.  Tek başına sıkıldığı belli olan Tony, şarkı listesine göz gezdiriyor ve bittiğinde dizininde biteceği o şarkıyı seçiyor: Journey – Don’t stop believing.[5] Devamında kapıdan birisinin geldiğini anlıyor (kapının zili çalıyor) o yöne bakıyor. Siyah paltolu bir kadın içeri giriyor. Pavlov’un köpeği deneyinde olduğu gibi kafeye yeni birisinin geldiğini zil sayesinde anlayabiliyorsunuz.

Kapı zili tekrar çalıyor, gelen şapkalı bir adam ve akabinde nihayet karısı Carmela içeriye giriyor. Carmela oturduktan sonra kızının hamilelik testinden ve oğlunun nerede olduğu konusunda sohbet ediyorlarken kapı zili tekrar çalıyor. Gelen iki kişiden birisi finalden bir önceki bölümde intihara teşebbüs edecek kadar sorunlu olan oğul Anthony ve gri montlu bir adam.

Ara ara kameranın gösterdiği tanımadığımız insanlarla yönetmen kafamızı karıştırmayı ihmal etmiyor ve kim bu insanlar diye içinizden geçiriyorsunuz. Sanki içeri biri girecek ve Tony Sopranos ailesini bitirecek hissine kapılıyorsunuz. Tony’nin şüpheciliği ve paranoyaklığı sizde de beliriyor izlerken… Şu arkadaki adamda sıkıntı var diye söyleniyorsunuz sessizce. Çünkü dizinin son üç dakikasına girerken final bu şekilde bitmemeli diyorsunuz. Bir atraksiyon bekliyorsunuz yönetmenden. Yap artık şunu diyorsunuz klasik bir son umuduyla. Genç kızımız Meadow Soprano’nun arabayı park etmesinden daha doğrusu edememesinden iyice işkillenip daha da önemli bir şeyler bekliyorsunuz.

Derken Junior Anthony’den önce kafeye giren gri montlu bizce sorunlu tip ayağa kalkıyor. Zaman zaman Tony Soprano’yu kesen gri montlu, olası sonun tetikleyicisi zaten birkaç dakikadır kafamızı karıştırmıştı. Öyle ki; kafedeki diğer insanları da gösteren kamera farklı açılarla yine o gri montlu kişiye işaret ediyordu. Yönetmen Pavlov’un köpeğine benzer şekilde sadece Tony’i kapıdaki zile şartlamakla kalmıyor, seyirciyi de gri montlu adama şartlamayı başarıyordu.

Yönetmen sonrasında kamera açılarıyla her ne kadar dikkatimizi torunlarıyla yemek yemeye gelen yaşlı amcaya, sevgilisi ile eğlenen gence, içeri girerken gördüğümüz şapkalı dayıya ve siyahilere çekse de biz Meadow gelmeden hemen önce tuvalete doğru giden grili şahsa şartlanmıştık bir kere. Dolayısıyla o tuvalet sahnesine de şüpheyle baktık, öylece izledik tuvalete yönelişini. Kapı ziline Tony pavlovyan bir cevap verirken; biz seyirciler de pavlovyan bir tarzla kilitlendik ekrana.[6] Bir şarkılık son dakikalarda şarkının ‘Hiding, somewhere in the night’ (gece bir yerde saklanıyor) bölümü de şarkının bilinçli bir tercih olduğunu gösteriyor sanki.

ts

Final sahnesinden bir kare

İki zenci yemek seçerken görünüyor bir ara, Meadow arabasını park etmeye çalışıyor ve içeride soğan halkalarının tadına bakılıyor… Ve nihayet Meadow arabayı park etmeyi başarıyor ve kafeye doğru koşar adım yol alıyor ki; o da ne?

Tekrar kafenin kapı zili ve biz Meadow’un içeri girdiğini düşünürken…

Ölümü simgeleyen karanlık ile baş başa kalıyoruz ve ne olduğunu çözmeye çalışıyoruz.
Şarkı bitiyor, film bitiyor ve biz simsiyah bir ekranla baş başa kalıyoruz. Belki de birkaç saniyelik bu an bize Tony Soprano’nun öldüğünü anlatıyor. Yönetmen daha sonra yaptığı bir açıklamada Tony Soprano’nun ölmediğini ifade etmiştir. Fakat 2013 yılında bir kalp krizi neticesinde hayatını kaybeden James Gandolfini’nin erken ölümünü kabullenememesinden dolayı yönetmenin böyle bir açıklamayı yaptığı da olası görülmektedir.[7] Zira Gandolfini’nin ani ölümü tüm ekibi yasa boğmuştur.

Altı sezon izlediğimiz Tony Soprano’nun ölümünün neden gösterilmediği konusu yönetmenin bileceği iştir. Fakat çok akıllıca bir iş ortaya çıkardığını da kabul etmek gerekiyor. Yönetmen Tony’nin ölümünü bekleyen bizleri de değişik bir psikolojiye sokarak ani bir ekran kararması ve sessizlik ile filmi sonlandırmıştır. Öyle bir son ki; yönetmen Pavlov, Tony Soprano ise köpeği olmuştur adeta. Düşünün ki tüm düşmanlarını öldüren Soprano artık rahattır ve bir akşam ailesi ile bir o kadar özel bir o kadar sıradan bir yemektedir. Fakat o da ne? Et olmasa da yönetmen zili hala çalıyor. Zil kimin için çalıyor? Belki de zili duyan sadece Soprano ve seyirci. Şartlananlar duyuyor ve yönetmen Tony Soprano’ya, hiç ilgisi olmayan bir uyarıcı karşısında endişe duymayı ve tetikte olmayı öğretmiş oluyordu.  

Böyle psikolojik bir seri olması açısından bizim beklentilerimizin aksine, ters köşe bir finalle seriyi sona erdiren yönetmen, hikâyeye psikofziyolojik bir son dokunuş yapmış olmakla birlikte, Tony’nin ölümüyle ilgili olasılıkları seyirciye bırakmıştır.

Tabi benim için bir başka olasılık daha var. O da bu sahnenin Tony’nin rüya sekanslarından biri olması ve o kararan ekrandan sonra uyanabileceği ihtimali…