Anasayfa Müzik Dünyanın Yerel Sanatçısı: Loreena Mc Kennit
Dünyanın Yerel Sanatçısı: Loreena Mc Kennit PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Cumartesi, 25 Temmuz 2009 15:12

"Her ilkbaharda toprakla birlikte içimdeki yaratıcı güç uyanır"










DÜNYANIN YEREL SANATÇISI: LOREENA MCKENNIT

1957 doğumlu Loreena McKennit, kelt müziğinden yaşayan en önemli isimlerinden ve dünyanın yerel sanatçısı olarak adlandırılıyor. Kimilerine göre dünyanın en iyi müzisyeni olan Loreena Mc Kennit'ı biraz daha yakından tanımak için onunla yapılmış iki röportajı okuyucularımızın hizmetine sunuyoruz.

 

Loreena McKennitt: "Fatih Sultan Mehmet'ten çok etkilendim"

Türk müzikseverlerin en son 13 yıl önce canlı olarak dinleme şansı bulduğu Loreena McKennitt, Türkiye'deki binlerce hayranının özlemine son verecek. Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi, 13 Haziran'da bu büyük sanatçıyı ağırlayacak.

Eklektik Kelt müziğine yerel sesler katan McKennitt, müziğiyle dünyayı dolaşıyor ve her fırsatta yeni keşifler yapıyor. 2007 yılında yayınladığı 'An Ancient Muse' albümünde 'Kâtibim' şarkısının müziğine de yer veren ve dinleyenleri yolu, Türkiye topraklarından geçen tarihsel bir yolculuğa çıkaran sanatçının konseri, şüphesiz unutulmayacak bir deneyim olacak. Her fırsatta Türkiye ve Türklere olan sevgisini dile getiren ve son olarak Toronto'daki Kültürlerarası Diyalog Merkezi'nin gerçekleştirdiği gecede Türk gönüllülere, "Beni de sizden biri kabul edin." diyerek destek veren sanatçı ile konser öncesi internet üzerinden söyleştik. Ona ilham olan duygulardan Türkiye sevgisine, yeni projelerine kadar birçok merak edileni konuştuk.

Müziklerinizin oluşma sürecinde size kılavuzluk eden ve ilham veren ne?

Beni en çok etkileyen şey kitaplar. Bir kitap okumaya başladığımda o dünyanın içine öyle giriyorum ki aklımda o dünyayı herkesle paylaşacak müzikler doğuyor. Romanlar, hikâyeler, özellikle tarih... Yaşanmış hikâyeler beni büyülüyor. Dublin'de dinlediğim bir sokak kızının hikâyesi ilham veriyor; kimi zaman da kışın üşüyen sokak çocukları... Gittiğim şehirlerin tarihinden de çok etkileniyorum.













Kelt müziğine olan aşkınız nereden geliyor?

Geleneksel müzikleri ilk keşfettiğimde arkasındaki kökleri öğrenmek bana çok cazip geldi. Kelt müziğinde beni bu dünyadan alıp götüren bir güç var. Bu gücü İstanbul'da da hissettim. 13 yıl önce İstanbul Caz Festivali'nde sahneye çıktığımda İstanbul beni o kadar etkilemişti ki... Aynı şekilde Kelt müziğinin de beni saran bir etkisi var.

Çok seyahat ediyor ve farklı kültürleri müziğinize yansıtıyorsunuz. Ama kendinize has tarzınız asla kaybolmuyor. Bu kadar etkileşim içinde tarzınızı korumayı nasıl başarıyorsunuz?

1991 yılında Venedik'te Kelt soylarının el sanatları sergisini ziyaret etmiştim. Kelt müziğinin sadece İrlanda, Britanya, Galler ve İskoçya müzikleri olmadığını, Kelt soyunun Çin'e kadar uzandığını, hatta Anadolu topraklarında da olduğunu öğrendim. Bu beni çok heyecanlandırdı ve peşine düşmeye başladım. Ama asla bir akademisyen ya da araştırmacı değilim. Sadece bu müzikleri kendi izlenimlerime göre Doğu etkileriyle birleştiriyorum. Bu yüzden müziğimin özü kaybolmuyor.

Şarkılarınız, edebî kalitesi yüksek sözleriyle dikkat çekiyor. Edebiyatla ilginiz ne ölçüde?

Daha çok tarih kitapları okuyorum. Özellikle eski yaşantıları, aşkları, savaşları okuyorum. Bu hikâyeleri okuduğumda dünyanın şimdiden ibaret olmadığını görüyorum. Bilmediğimiz o kadar çok sır var ki. Bunları öğrenmeye ömrüm yetmeyecek, gerçek sır diğer tarafta.

Müziğinizde en çok hissedilen iki şey huzur ve dinginlik. Karakter olarak da dingin bir insan mısınız?

Benim bir de yönetici kimliğim var. Projelerimi yönettiğim için hayata daha girişken sarılmak zorunda olan güçlü bir kadın... Her zaman dingin ve sakin olsaydım, başarılı olamazdım.

Türkiye'ye özel ilginizin olduğunu biliyoruz. Bu ilgi nasıl başladı? Bundan sonraki albümlerinizde de Türkiye'den izler görebilecek miyiz?

Kelt köklerinin Orta ve Doğu Avrupa'ya kadar uzandığını öğrenince çok merak duymaya başladım. Anadolu toprakları beni çağırıyordu. Türkiye'de o kadar çok yer gezdim ki. Efes'ten Konya'ya kadar birçok güzelliklerinizi gördüm. Ankara ve Konya arasında ziyaret ettiğim Kervansaray'ı unutamıyorum. Son stüdyo albümüm Ancient Muse'da Kervansaray adında bir şarkım var. Sanırım duygumu o şarkıda daha iyi anlatıyorum. İstanbul'daki farklılıkları ve bu farklılıklara olan hoşgörüsüyle II. Mehmet dönemini öğrenmeye çalıştım. Fatih Sultan Mehmet'ten ne kadar etkilendiğimi anlatamam. Yepyeni projelerimle İstanbul'u anlatmaya devam edeceğim.

Loreena McKennitt, şu anda kendini müzikal anlamda nerede görüyor? Hayal ettiklerini yaptı mı? Geleceğe dair planları neler?

Kendimi herhangi bir yerde görmek, büyük bir zaaf olur. Hiç tanımadığımız ve çok güzel işler başaran o kadar çok insan var ki. İnsanlar yaptıklarınızın çok harika olduğunu düşünebiliyorlar. Kötü işler yapıyorum demiyorum. Mütevazı görüntüsü arkasına saklanmış bir kendini beğenmişliği sevmiyorum, ama benim derdim şarkı söylemek. Yeni projeler arasında Kanadalı bir yapımcının Osmanlı'yı anlatan film projesi var. Filmin müziklerini yapan kişi ben olacağım ve bu, bana çok heyecan veriyor.

13 yıl aradan sonra Türkiye'ye konser için geliyorsunuz. Hayranlarınızı neden bu kadar beklettiniz? İstanbul konserinde izleyenleri ne gibi sürprizler bekliyor?

1998'de sevdiğim insanı bir yelken kazasında denizde kaybettim. Uzun zaman şarkılardan uzak kaldım, albüm yapmadım. Nişanlım ölmeden önce hazırladığım albüm 1999'da yayınlandı, bir sonraki albümüm için 2005'te stüdyoya girdim. 2006'da yayınlanan albümümden beri güzel şarkılar ortaya çıkarmaya çalışıyorum. 13 Haziran'da İKSV ve Pasion Turca beni İstanbul'da ağırlıyor. İstanbul'da Açıkhava'da şarkılarımı söylüyor olacağım.

ALİ PEKTAŞ - 23/05/2009- ZAMAN

 



 









LOREENA MCKENNITT: "Her ilkbaharda toprakla birlikte içimdeki yaratıcı güç uyanır"

1996 Mayısı'nda, Stratford'da güneşli bir ilkbahar sabahıydı. Kırlarla çevrili evinin mutfağında oturup, İlkbaharıncoşkusunu seyrederek sorularımızı yanıtladı Loreena Mc Kennitt. Biz ise İkitelli'deki plazamızda çığlıklar arasında, çılgın tempomuzu yaşıyorduk. Elektriğimiz telefon hattından Kanada'ya ulaşacak kadar fazlaydı. 1.5 yıl sonra ilk kez konser turnesine çıkacaktı Loreena. Huzurunu bozmak istemedik. Mitralyöz gibi ateşlemedik sorularımızı. Sohbet ettik yalnızca. Mevsimlerden, İslam kültürüne olan ilgisinden, kaşif ruhundan söz ettik. Cerrahi Tarikatı'yla bağlantı kurmuş, Türkiye'deki üyelerinin ciddi baskı altında yaşadığını duymuştu. "Doğru mu" diye sordu. Dilimiz döndüğünce anlatmaya çalıştık.


Uzun bir aradan sonra ilk kez konser turnesine çıkıyorsunuz. Ne kadar zamandır sahneden uzaksınız?

-1995 martında Yeni Zelanda'da çalmıştık. Daha sonra yeni albüm için konserleri durdurdum. Günlerim, şu anda üzerinde çalıştığım albüm için araştırma yapmakla, yazmakla ve düşünmekle geçiyordu. İki ay önce Londra'da dört parçasını kaydettim. Sonra sonbahara kadar ara verdini. Şimdi çok kısa bir turneye çıkacağım: İstanbul'a gelmeden önce Montreal Caz Festivali'nde ve Kanada'da iki konser vereceğim. İstanbul'dan sonra Atina'ya geçeceğim. Temmuz sonunda İtalya'da da bir konserim olacak.

Yorucu albüm çalışmasına ara verip enerji toplamaya çalışıyorsunuz galiba.
- Müziğin dışında, kendi organizasyonlarımı da üstlendiğim için ekstra zamana ihtiyacım var. Quinlan Road plak şirketinin Londra ve Stratford'daki iki bürosundan konserleri, plak çalışmasını organize etmeye çalışıyoruz. Şu andaki programıma ancak küçük bir turne sığabiliyor. Aslında konserlerin arasını açmak istemem. Fakat yeni plak projesi beklediğimden geniş kapsamlı oldu. Bu nedenle epey zamandır sahneye çıkmıyorum.

Birçok müzikçi yeni besteleri önce konserlerde çalıp mükemmelleştirme, sonra kaydetme yöntemini uyguluyor. Ya siz?


- Benim benimsediğim bir yöntem değildi. Fakat şimdilerde üzerinde düşünüyorum. Çünkü geçmişte albüm-lerimdeki bazı parçaları konserlerde seslendirirken değiştiklerini, geliştiklerini, olgunlaştıklarını gördüm. Sanırım bazı yeni besteleri bu konserlerde seslendirip daha sonra kaydedeceğim. Hâlâ geçen nisanda kaydettiğim dört parça üzerinde düşünüyorum. Belki bir ya da ikisini konserden sonra yeniden kaydedeceğim.

Caz festivalinde çalıyorsunuz. Caz ilginizi çekiyor mu? "Klasikçiler ordu disipliniyle yaşıyor, bana çok uzaklar" demiştiniz bir röportajınızda. Cazcılar hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Grubumdaki birçok müzikçi caz kökenli, deneysel müzikle ilgileniyorlar. Cazla bazı world music formları arasında bağlantı olduğunu görüyorum. Emprovizasyona olanak sağlaması, spon-tan olma şansı vermesi önemli. Ama caz hastası olduğum söylenemez. Hiçbir şeye bu derece yakın değilim. Dinlemeyi seviyorum. Cazda özel bir isim ya da tür tercihim yok. Klasiğe gelince, sanırım başlangıçta yanlış insanlarla karşılaştığım için böyle bir izlenim oluştu. Eğer yanlış insanlar tarafından öğretilirse tüm müzik türleri dogmatik ve sıkıcı hale gelebilir. Ben de yaratıcı, spontane sinyallerimi klasik aracılığıyla insanlara ulaştıramayacağımı düşünmüş, çizgimi değiştirmiştim.

Öyleyse cazcılar arasında kendinizi yabancı hissetmeyeceksiniz.

- Artık birçok etkinlik geniş yelpazede hazırlanıyor. İnsanların ufkunu genişletmeye çalışıyorlar. Stratford'daki (Loreena'nın İngiltere'deyken yaşadığı kent) Shakeaspeare Tiyatrosu sadece onun oyunlarım sergilemiyor. Festivaller de öyle. Artık kimse, "Bu cazcı değil, burada ne arıyor" demiyor.

Daha önce Kuzey Afrika ülkelerini gezmiş, kültürlerini incelemiştiniz. İstanbul denince, şiş kebap, cami ve fesin dışında ne geliyor aklınıza?

- Kanada'da Türkiye'yle ilgili pek fazla şey duymuyoruz. Son birkaç yıldır İslam kültürü hakkında birçok şey öğrendim. Müslüman ülkelerin kültürel farklarını kavramaya çalışıyorum. Umarım İstanbul gezim öğrenme sürecime katkıda bulunur. Kentin eskiden izler taşıyan bölgelerini, pazarlarını gezmek istiyorum. Komşularımdan biri Türk. Gelmeden önce konuşup ayrıntılı bilgi almaya çalışacağım. Medyanın bize kentleri olduğu gibi yansıtmadığını, gerçekliğin küçük bir bölümünü kimi zaman çarpıtarak sunduğunu düşünüyorum.


Albümleriniz birer günce gibi.Okuduklarınız, ilgilendikleriniz, keşifleriniz yansıyor her birine. Geçen röportajda kaydettiğiniz ilk dört parçadan bahsetmiştiniz. Son iki ayda neler oldu?

- Her şeyden önce kendimi iyi hissediyorum. Son iki ayda zamanımın büyük bölümünü yeni plak çalışması ve konserlerle ilgili ayrıntıları çözmekte harcadım. Çünkü bir süredir sadece müzik üzerine yoğunlaşmıştım ve işler birikmişti. Şimdi o kapıyı kapatıp yine müzik üzerine yoğunlaşmaya hazırlanıyorum. Özellikle ilkbaharın yaşandığı şu günlerde insan yaratıcı yanının yeniden canlandığını hissediyor.

Yanlış hatırlamıyorsam sizin mevsiminiz kış ve sonbahardı. Değişti mi?

- (Kahkahalar) Gerçekten ilginç... Farklı mevsimlerin üzerimizdeki psikolojik etkisi de farklı oluyor. Yeryüzünün hangi köşesinde yaşadığınıza bağlı biraz da. Kanada'da kışlar gerçekten soğuk, günler gri... Şömine karşısında kitaplarla başbaşasın. Okuyor, araştırıyor ve iç dünyanı bir şekilde dışarı yansıtıyorsun. Bahar farklı bir duygu. Kırlarla çevrili bir evde yaşıyorum. Şu anda dışarı baktığımda ilkbaharın enerjisini görüyorum mesela. Birçok şarkımı, kıştan sonra gelen baharın verdiği enerjiyle yazdım. Artık zamanımı ayarlamaya özen gösteriyorum. Kayıt için İngiltere'ye gittiğimde burada hâlâ kıştı. Orda baharı yaşadım. Döndüm, şimdi burada bahar yaşanıyor.

Pahalı, ama yaratıcı süreci uzatmak için iyi fikir.

- Nisandan beri toprağın yaratıcı enerjisini içimde hissediyorum. Pencereden baharı görmek insanın gerçekten yaratıcı gücünü kamçılıyor.

Şanslısınız. Aslında bu biraz da bizim şansımız. Belki betonların arasında yarasaydınız o dingin müziği duyamazdık.

- Sanırım önemli bir etkisi var. Doğa, ilkbaharın mutluluğu, içinde bulunduğum duygusal durum yaratıcılığıma yansıyor. Diğer yanda, birçok şeyi birden araştırıyorum, öğrenmeye çalışıyorum. Değişik iklimleri, kültürleri, insanları, etkileşimleri... Birkaç ay önce İtalya'daydım. Biliyorsunuz Kelt kültürü özel ilgi alanım. Avrupa kültüründeki izdüşümlerini, etkileşimini araştırıyorum. İtalya'da Romalılar'in kurduğu medeniyeti inceledim. Mimarisinden kültürüne kadar anlamaya, Kelt kültürüyle bağlantılarını keşfetmeye çalıştım. İşin bir de mistik boyutu var. Çağdaş insan için tüm bunları anlamak zor olabiliyor. Çünkü bize öğretilen tarihin ve kültürlerin belirli bir kesiti. Tarih içinde keşfe çıkmak heyecanlı bir süreç... İrlanda'dan başladım, iz sürerek Ukrayna'ya, Litvanya'ya kadar uzandı ilgim.

Muhtemelen bu sürecin önemli bölümünü yeni albümde duyacağız.

- Albümler sürecin tümü göz önüne alındığında küçük, çok küçük dilimler...

Son iki ay içinde dünyaya gözünü açan beste oldu mu?

- Pek değil... Bazı şarkıların sözleri belirginleşti. Bazı melodik temalar çıktı ortaya. Fakat bütünleşmiş bir şey yok. Bu yüzden yeni besteler hakkında konuşmak zor.
(Serhan Yedig / Haziran 1996 / Aktüel)