Bir şeyin içine girilmeden nasıl yaşanırdı ki? Hayata dokunmadan, hayatla sarmaş dolaş olmadan, hayata kanmadan, nasıl hayatın tadına varılırdı ki?

Devamını oku: Söğüdün Dalında Ağlayan Rüzgar

tesadufBabaannesini sevmiyordu. Daha doğrusu sevemiyordu. Çünkü babaannesinin en sevmediği torunuydu. Yetmiş yedi Ağustosunun kavruk bir Çarşamba günü, öğleye doğru Şişli Etfal Hastanesi'nde zar zor ameliyatla dünyaya gözlerini açtığında anne babası derhal memleketteki büyüklerine mektup yazmıştı: "Oğlumuz oldu, ismini ne koyalım?"
Günlerce, haftalarca beklemişlerdi de, haber gelmeyince, herhalde bize bıraktılar diye adını koymuşlardı çocuğun: Kâmil. Yetişkin, ağırbaşlı, olgun niyetine. Eksiksiz olsun oğlumuz. Odur budur Kâmil, hem dedesi, hem babaannesi için torunları arasında en sevilmeyeni.

Devamını oku: Tesadüf

Page 3 of 3