İnsanlar arasında yaşamak güçtür, susmak çok güçtür de ondan.
Nietzsche'nin "Böyle Buyurdu Zerdüşt" adlı kitabından notlar:
- "Nietzsche'ye göre; "Tanrı insanın içinde ölmüştür, insan kendi eliyle öldürmüştür onu; Tanrının ölümüyle açılan boşluğa yuvarlanmakta; en büyük tehlikeyle, yok olmakla karşı karşıya; fakat bu en büyük tehlike, onun en büyük olanağıdır, insan ne yapıp yapıp bu boşluğu kendi varlığıyla, kendini altederek, doldurmalıdır, ancak böyle değer kazanacaktır Tanrıyı öldürmesi." (Turan Oflazoğlu- Önsözden)
- Ben size Üstinsanı öğretiyorum. İnsan altedilmesi gereken bir şeydir... Bakın size Üstinsanı öğretiyorum! Üstinsan yeryüzünün anlamıdır. İsteminiz desin ki: Üstinsan yeryüzünün anlamı olacaktır! (s. 26-27)
- İnsan, hayvanla Üstinsan arasına gerilmiş bir iptir, -uçurum ütünde bir ip. Korkulu bir geçiş, korkulu bir yolculuk, korkulu bir geribakış, korkulu bir ürperiş ve duraklayış. (s. 28-29)
- İnsanlar arasında yaşamayı, hayvanlar arasında yaşamaktan daha tehlikeli buldum; tehlikeli yollarda yürüyor Zerdüşt. Bana hayvanlarım yol göstersinler! (s. 39)
- Onun bilgeliği şu: İyi uyumak için uyanık durmak. Gerçek, hayatın anlamı olmasaydı ve ben anlamsızı seçmek durumunda kalsaydım, bence de en seçilesi anlamsızlık olurdu bu. (s. 45)
- Ah kardeşlerim, yarattığım bu tanrı insan eseri, insan çılgınlığıydı, bütün tanrılar gibi! İnsandı o, hem zavallı bir insan ve Ben kırıntısı; kendi külümden ve ateşimden gelmişti bana bu hayalet, gerçek, öteden gelmemişti bana. Ne oldu kardeşlerim Kendimi altettim, acı çekeni; kendi külümü dağa götürdüm, kendime daha parlak bir yalım ürettim. Bakın işte! Derken hayalet kaçtı benden.... Yorgunluk, bir sıçrayışta en sona erişmek isteyen, bir ölüm sıçrayışıyla; artık istemek istemeyen bir zavallı, bilgisiz yorgunluk: bütün tanrıları ve ötedünyalıları yaratan budur. (s. 46)
- Pek iyi bilirim o tanrıca kişileri; kendilerine inanılsın ve kuşku günah olsun isterler. Pek iyi bilirim kendilerinin en çok neye inandıklarını da. (s. 48)
- "Ben" diyorsun ve bu sözden gurur duyuyorsun. Oysa daha büyüktür ondan -senin inanmak istemediğin- gövden ve gövdenin büyük usu: o "ben" demez, "ben" eyler. (s. 49)
- İster öfkeliler, ister şehvetliler, ister bağnazlar, ister kinciler soyundan ol. Sonunda bütün tutkuların erdemlerin oldular, bütün şeytanların da meleklerin. (s. 52)
- İnsan altedilmesi gereken bir şeydir: bundan ötürü seveceksin erdemlerini-: çünkü onlar yüzünden yok olacaksın.
Böyle buyurdu Zerdüşt. (s. 53)
- Bütün yazılmış şeyler içinde yalnız kanla yazılmış olanı severim. Kanla yaz: göreceksin ki kan, ruhtur. (s. 55)
- Siz yükselmek isteyince yukarı bakarsınız. Bense aşağı bakarım, çünkü yükselmişim. (s. 56)
- Pek çabuk değişiyorum: bugünüm, dünümü yadsıyor. Merdivenler çıkarken, basamakları atladığım oluyor sık sık ve hiçbir basamak bağışlamıyor bunu. (s. 58)
- Bil ki herkesin yolunu bir soylu kişi tıkamaktadır. (s. 60)
- Hayat sevginiz, en yüksek umudunuza beslediğiniz sevgi olsun; en yüksek umudunuz da, en yüksek hayat düşünceniz olsun. (s. 64)
- Bütün soğuk canavarların en soğuğuna devlet denir. Soğuk soğuk yalan söyler o; ve ağzından şu yalan sürüne sürüne çıkar: "Ben devlet-ulusum ben." (s. 65)
- Devlet, herkesin kendini yitirdiği yer, iyilerin ve kötülerin: devlet, herkesin ağır ağır kendi canına kıymasına "hayat" denen yer. (s. 67)
- Ulu canlar için özgür bir hayat açık duruyor daha. Gerçek, malı az olanın köleliği az olur: Ne mutlu küçük yoksulluğa! (s. 68)
- Yalnızlığına kaç, dostum! Seni büyük adamların gürültüsünden sersemlemiş, küçüklerin iğneleriyle de, deli deşik olmuş görüyorum. ( s. 68)
- Bu dediği dedik, bu sıkıcı kişileri kıskanma, ey gerçek tutkunu! Dediği dedik kişilerin koluna hiçbir zaman asılmamıştır gerçek. (s. 69)
- Katilin eline düşmek, azgın kadının düşüne girmekten daha yeğ değil midir? Hele şu adamlara bakın: gözlerinden okunuyor, -dünyada kadınla yatmaktan daha iyi bir şey bildikleri yok. (s. 72)
- Başkalarına inancımız, kendimizde neye inanmak istediğimizi açığa vurur. Dost özlemimiz bizi el verir. (s. 74)
- Köle misin? Öyle dost olamazsın. Zorba mısın? Öyleyse dostun olamaz. Pek uzun bir süre köleyle zorba gizlenmiştir kadında. Bu yüzden kadın, daha dostluğa yeterli değildir: o yalnız sevgiyi bilir. Kadının sevgisinde, sevmediği her şeye karşı haksızlık ve körlük vardır. Kadının bilinçli sevgisinde bile, ışığın yanı sıra, hep baskın ve şimşek ve gece vardır daha. ...Kadın daha dostluğa yeterli değildir. Ama deyin bana ey erkekler, hanginiz dostluğa yeterlisiniz? Ah sizin yoksulluğunuz, ey erkekler, hele sizin gönül oburluğunuz! Sizin dostunuza verdiğiniz kadarını, ben düşmanıma dahi veririm, hem bununla züğürtleşmem. (s. 75)
- Zerdüşt, nice ülkeler, nice uluslar gördü; nice uluslara göre iyi ile kötü nedir, anladı böylece. Zerdüşt, iyi ile kötüden daha büyük bir güce rastlamadı yeryüzünde. (s. 75)
- Hiçbir ulus, önce değerlendirmeden yaşıyamaz; fakat ayakta durmak isterse, komşusu gibi değerlendirmesi gerekir. Her ulusun üstünde bir iyiler levhası asılıdır. Bakın, onların yengiler levhasıdır bu. Bakın, onlardaki güç isteminin sesidir bu. (s. 76)
- İnsan kendini korumak için değer biçti nesnelere - nesnelerin anlamını o yarattı, insanca anlamı! Bundan ötürü "insan" der kendine, yani; değerlendiren. Değerlendirmek yaratmaktır; işitin en yaratıcılar! Değerlendirmenin kendisi, bütün değerlendirilmiş nesnelerin hazinesi ve cevheridir. (s.77)
- Kendinizden, komşunuza kaçarsınız ve bundan erdem yapmak istersiniz: ama ben bu "özgeciliğinizin" iç yüzünü bilirim. "Sen, "Ben"den eskidir, "Sen" kutsanmıştır, ama "Ben" daha kutsanmamıştır: bu yüzden kişi komşusuna sokulur. (s. 77)
- Yalan söyliyen, bildiğine aykırı konuşan değildir yalnız, bilmediğine aykırı konuşan daha çok yalan söyler. Ve kendinizden böyle konuşursunuz görüşmelerinizde, ve komşunuzu kendinizle aldatırsınız. (s. 78)
- Ey yalnız kişi, sen kendine varan yolda yürürsün! Ve kedinden ve yedi şeytanından geçer yolun. (s. 82)
- Yaratmak ister seven kişi, horgörür de ondan! Sevdiğini horgörmek zorunda kalmamış biri ne bilir ki sevmeyi! (s. 83)
- Erkek, seven kadından korksun: sevince her şeyi gözden çıkarır kadın, ve başka ne varsa hepsini değersiz kılar... Erkeğin mutluluğu: "İstiyorum." Kadının mutluluğu: "İstiyor." (s. 84-85)
- Düşmanınız olursa, kötülüğüne iyilikle karşılık vermeyin: onu utandırır da ondan. Yalnız, size iyilik ettiğini gösterin ona. Ve utandırmaktansa, kızın! Ve size sövüldüğünde, sizin övmeye kalkışmanız hoşuma gitmez. Biraz da siz sövün! (s. 86)
- Yalnızı incitmekten sakının! Ama incitecek olursanız, eh, artık öldürün de! (s. 87)
- Ah, o gönül yoksulluğu çiftteki! Ah, o gönül pisliği çiftteki! Ah, o acınası rahat düşkünlüğü çiftteki! Evlilik derler bunlara; ve nikâhlarının cennette kıyıldığını söylerler. (s. 88)
- Eskiden Tanrı denirdi uzak denizlere bakarken, oysa ben, Üstinsan demeyi öğretirim size. Siz bir tanrı yaratabilir misiniz? -Öyleyse bana hiçbir tanrının sözünü etmeyin! Oysa Üstinsanı pek güzel yaratabilirsiniz. (s. 104)
- Daha iyi sevinmeyi öğrenirsek, başkalarına zarar vermeyi ve zarar düşünmeyi daha kolay unutursunuz. Bunun için elimi yıkarım acı çekene yardım edince, bunun için gönlümü dahi silerim. Çünkü acı çekeni acı çeker görünce, onun utancından ötürü utandım; ve ona yardım edince, gururunu pek yaman incitmiş oldum. (s. 108)
- İnsanlar arasında yaşamak güçtür, susmak çok güçtür de ondan. Ve biz zıddımıza gidene haksızlık etmeyiz en çok, bizi hiç ilgilendirmeyene ederiz. Fakat acı çeken dostun varsa, acısına dinlenme yeri ol, sert bir yatak gibi ama, asker yatağı gibi: onun en çok böyle yararsın işine. Ve dostun biri sana kötülük ederse, şöyle de: "Bana ettiğini sana bağışlıyorum, ama kendine ettiğini, -onu nasıl bağışlarım? Böyle buyurur her büyük sevgi: o bağışlamayı da, acımayı da alteder. (s. 109)
- Bir gün bana şöyle dedi şeytan: "Tanrının dahi kendi cehennemi vardır: bu, insana sevgisidir." (s. 110)
- Ve Tanrılarını, insanları çarmıha germekten başka türlü sevmeyi bilmiyorlardı. (s. 112)
- Babanın gizlediği şey oğulda açığa çıkar; babanın açıklanmış sırrını buldum oğulda sık sık. (s. 121)
- Doğruluklarından çok söz edenlere güvenmeyin! Gerçek, gönüllerinde eksik olan bal değildir yalnız... Bu eşitlik vaizleriyle karşılaştırılmak, onların yerine konmak istemem ben. Çünkü doğruluk şöyle der bana: "İnsanlar eşit değildirler." Eşit olmamalıdır da! Başka türlü konuşursam, Üstinsana sevgi nerde kalır benim? (s. 122)
- Siz daha önünde diz çökebileceğiniz bir dünya yaratmak istiyorsunuz: budur son umudunuz ve esrikliğiniz. (s. 136)
- Nerde canlı gördüysem, orda sözdinlerlikten konuşulduğunu işittim. Her yaşıyan sözdinleyendir. İkinci nokta da şudur: kendi sözünü dinlemiyen, buyruk altına girer. Canlılar böyledirler. İşittiğim üçüncü şey de: buyurmanın söz dinlemeden daha güçlü olduğudur. (s. 137)
- Size diyorum: geçici olmayan iyi ve kötü yoktur! Onlar kendi isteğiyle, hep yeni baştan altetmelidirler kendilerini. (s. 139)
- Evet, ey ulu kişi, bir gün sen de güzelleşecek, ayna tutacaksın kendi güzelliğine. Gönlün tanrısal isteklerle titriyecek o zaman; büyüklenmende bile tapınma olacak! Çünkü gönlün sırrı şudur: ancak kahraman kendisini yüzüstü bıraktığı zaman, düşünde yaklaşır ona üstkahraman. (s. 142)
- Evet, içime acılık veren şu ki, ne çıplakken katlanabiliyorum size, ne de giyinmişken, ey
bugünün kişileri.
Böyle buyurdu Zerdüşt.
Kaynak: Nietzsche - Böyle Buyurdu Zerdüşt
Çev.: Turan Oflazoğlu, Cem Yayınevi, İstanbul, 1998.