"Bir ev büyür anılarımda."


Nuri Pakdil; Bir Karış Ötesinde Maraş'ın

 

                                                                                                                Ey başı dumanlı Ali Kayası
                                                                                                        Göksun'a doğru köprüyü geçince

 

            Nuri Pakdil'i okuyup, üzerinde derinlemesine düşünen bir insanın aklına Maraş'ın geliyor olması bir tesadüf olmasa gerek. Pakdil'in yanı sıra Yedi Güzel Adam'dan Rasim Özdenören, Cahit Zarifoğlu ve Erdem Beyazıt gibi isimlerin de Maraş kökenli olması bu iddiayı güçlendiriyor. "Bu Maraş'ın nesi var ki, bolca şair ve edebiyatçı yetiştiriyor?" gibi bir soru geliyor insanın aklına. "Ne yer, ne içer bu şehrin insanları ki, hiçbir şehre nasip olmayan sayıda şair ve yazar yetiştiriyor?" Pakdil başta olmak üzere saydığımız diğer isimlerin kendi semasında tek yıldız olacak kadar (Rasim Özdenören'in öykü, Cahit Zarifoğlu'nun şiir türünde) güçlü ürünler vermesi de ayrı bir değerdir ülkemiz için. Bunun yanında Maraş'ta Lise'de okurken Pakdil'le tanışan Akif İnan'ın da bir şair, bir mücadele adamı kimliğiyle karşımıza çıkıyor oluşu Maraş'ı daha bir özellikli kılıyor. Yine Türkiye'nin yaşayan en büyük şairi olarak nitelendirilen Sezai Karakoç'un "Çocuk yüreğimin ateş aldığı yer" diye hatıralarında yer verdiği Maraş'ta ortaokul yıllarını yatılı olarak geçirmiş ve adı geçen büyük şahsiyetlerimizle buradan tanışıyor olması da Maraş'ın ayrıcalığına katkıda bulunuyor. Sanki bir el, Türkiye'nin çetin mücadelelerden geçtiği 20. yüzyılda, toplumun ihtiyaç duyduğu bireysel ve toplumsal dinamikleri, ortaya koydukları başarılı eserlerle üreten edebiyat ve sanat adamlarının bir araya gelmesi için özel bir istek duymuş ve 1970'lerden sonra bu isimleri bir kader birliğine sürüklemiştir. Ortak paydası Necip Fazıl olan (adını zamanın Maraş Müftüsü olan büyükbabası Necip Efendi'den alan Necip Fazıl'ın da soyu Maraş'a dayanmaktadır) bu isimlerin buluşma noktası da Maraş'tır. Daha sonra bu isimler İstanbul ve Ankara'ya eğitim için gidecek, Maraş'tan yola çıkan kervan bütün Türkiye'yi dolaşacaktır. Nuri Pakdil'in Otel Gören Defterler adlı seri kitapları bunun en iyi örneklerindendir.

 



            İlk dergisi Hamle'yi 1954-55 yıllarında Maraş'ta çıkaran Pakdil, yıllar sonra Ahid Kulesi'nde "sokakları destan döşendi" dizesiyle andığı Maraş'ı ve o yılları Kalem Kalesi adlı eserinde şöyle hatırlar: "Otelde, odanın penceresini açtım: Antepleşerek de olsa, seksen yedi kilometre ötedeki Maraş'ın kokusu geliyor: pıt pıt pıt: yüreğimin sesini duyuyorum: bu koku, bu ses, bir harekete çağırıyor beni: Aaa! Yeni bir şey değilmiş; adını taa ortaokuldayken koyduğum, içimde bir muştu gibi koruduğum deviniymiş meğerse bu: yazmak eylemi." İlk şiir ve denemeleri Demokrasiye Hizmet Dergisi'nde yayınlanan Pakdil, Rasim Özdenören'in övgüyle bahsettiği Paydos adlı oyundaki rolüyle de daha o günlerde ileride büyük bir sanat adamı olacağının haberi vermiştir. Zaten o yıllarda Nurullah Ataç gibi bir duayen onun için "iyi bir sanat düşünürü olacağını düşünüyorum" demiştir. Düşüncesinden daha fazlası gerçekleşir ve Pakdil, şiir, tiyatro, deneme, eleştiri, gezi yazıları ve şiir çevirileri başta olmak üzere edebiyatın ve sanatın birçok dalında verdiği kalıcı eserlerin yanı sıra, adeta bir edebiyat fakültesi gibi iş gören ve 15 yıl (1969-1984) boyunca yayınına devam eden Edebiyat Dergisi'ni hediye eder Türk okuyucusuna.    

 

Nuri Pakdil ve bir döneme damgasını vurmuş Edebiyat Dergisi'ni, bu derginin yetiştirip topluma kazandırdığı ekibin sonradan çıkardığı Mavera, Kayıtlar, Yedi İklim ve Hece gibi dergileri düşününce, Pakdil'in 20. yüzyıl Türk düşünce hayatının önemli kilometre taşlarından biri olduğunu teslim etmek gerekiyor. Şair ve yazar Ömer Erinç Nuri Pakdil ve Edebiyat Dergisi'nin Klas Duruş'unu şöyle ifade ediyor: "Edebiyat dergisi, dergiciliğimizin yüz akıdır. Bize hayatı algılama, yorumlama, ilkeli oluş ve ilkeli düşünüşü öğretti. Piyasa şartlarına uyarlanmış hazır paket düşüncelerden uzaklaşarak ahlaklı kalabilmenin yöntemini gösterdi. Bundan dolayı Nuri Pakdil'le özdeşleşen Edebiyat dergisi benim için ufuk açıcı, emeğe, alın terine önem veren, yeryüzüne öğretisel bakmayı öğreten bir çizgidir."

 

            Edebiyat Dergisi'ni çıkardığı ilk günü hiç unutmayan ve hep o ilk günün heyecanını yaşadığını ifade eden Nuri Pakdil, Maraş'ı da doğduğu evle özdeşleştirerek yaşamaktadır: "Küçük bir ırmak köprüsüne yaklaşırken, kentin kutsal bekçisi gibi, kentin inanç simgesi gibi, tepedeki mezar size el eder: Malik Ejder. Derlenip toparlanıp saygınızı sunarsınız. Bu ırmak, her gece kenti yıkar. Kentin, yıkanmış olarak ayın koynuna girme töreni sık sık yinelenir. İnsan ruhundaki dinginlikle kentimizin dinginliği uyumludur. Arada sırada baş kaldırır, sonra yeniden başını içine çeker. Şimdi hüzünlü dönemini yaşamaktadır. Kent size doğru yürür, siz kente doğru yürürsünüz. Ölülerinizle dirilerinizle birer birer karşılaşırsınız. Gece gecedir ya, bir gündüze dönüşür, ölülerinizin anıları içinizde, deprem gibi sarsılır bir yeriniz. Bu sarsıntılardan yaşama sevinci doğar kentin ortasında. Gülerek caddeleri, sokakları geçersiniz. Bir ev büyür anılarımda. Kutsal kitabı açıp ilk sayfasından ilk satırı okuduğum ev. Eski evimiz. Doğduğum ev."

 

Hayatının büyük bir kısmını geçirdiği ve halen ikamet ettiği Ankara'da yaşamasına rağmen Pakdil'in gönlü hep aynı yerdedir: "bir karış ötesinde Maraş'ın."